Orta Format arşivinde arama için yukarıdaki alanı kullanabilir
ya da her güncelleme içeriğini aşağıdaki başlıklarda görebilirsiniz.

Güncelleme #24 Ezgi Onur, İpek Çınar, Yalım Ardıç Ali Saltan ile Çalışmalarına Dair

Ali Saltan ile Araf, Nehrin Öteki Kıyısı çalışmaları ve üretim pratiğine dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

Güncelleme #25 Sinem Dişli Sinem Dişli ile Çalışmalarına Dair

İpek: İlk olarak genel bir soruyla başlamak istiyoruz. Hemen hemen bütün çalışmalarında fotoğrafın, fiziksel alanın enerjisine uyum sağladığını, hatta belki de bu enerjiye boyun eğdiğini söyleyebiliriz. Bu yüzden fotoğrafın sendeki yerini öğrenmeye çalışmak ilk adım oluyor. Klişe bir soru olsa da, fotoğrafa bakışını biraz daha anlatman mümkün mü? Fotoğraf nerede bitiyor ve nerede mekan/yerleştirme başlıyor? S: Merve'yle Rutubet sergisi sırasında bir konuşma yapmıştık ve bu durumu çok iyi dışa vuran bir kelime çıkmıştı ortaya: Didişmek! Fotoğrafla hep bir didişme halinde olmak. Zaten plastik sanatlar eğitimi aldığım sırada fotoğraf ile tanışmam bu alanlar arasındaki geçişlerle haşır neşir olmama neden oldu sanırım. Öğrenciyken hep heykel, resim yapacağım diye düşünüyordum. Özellikle lise yıllarında Giacometti'yi bizimle tanıştıran heykel hocam beni inanılmaz etkilemişti. Ne kadar yakınlarına gidersek gidelim, hiçbir zaman yakınlaşamayacağımız figürler... Lisans eğitimine geldiğimde kesin heykeltıraş olup, taş oyacağım diye düşünürken, karanlık oda ve fotoğraf girdi hayatıma. -Göçmen hayatım başlamıştı ve fotoğraf yaparken hareketli olabilme durumu çok yönlendirici oldu sanıyorum.-Üniversitedeyken ev arkadaşımın bir makinesi vardı; biraz o makinenin nasıl çalıştığını çözelim derdiyle ve onun iteklemesiyle kendimi fotoğrafçılık kulübüne yazılmış olarak buldum. Fotoğrafla maceram hakikaten böyle başladı. Ikinci yıl topluluğun başkanı olarak buldum kendimi.Fakat topluluk da "Photojournalism"e ilgi duyan mühendislerle dolup taşıyordu, dolayısıyla biraz daha gezerek fotoğraf çekmeye yönelik bir eğilim, örneğin Koudelka'ya özenilen bir dönem vardı. Benim de öyle bir dönemim olsa da bu tatmin etmiyordu bir türlü, ne yapmak istediğimi bilmiyordum, arıyordum, denemeler yapıyordum -Bazen "Kafam niye böyle çalışıyor" diye düşünürsün ya, bu tam olarak çözebileceğin ve anlamlandırıp analiz edebileceğin bir şey de değil. Ben de bilmiyorum faakt ever işlerimi hep mekanla bir ilişki içinde düşünüyorum-O aralar Kierkegaard okumuş, cok etkilemiştim. Kaygı işi ortaya çıktı. Urfa'dan İzmir'e göç etmiştim ve bir birey ve kadın olarak kimliğimi sorgulama hali vardı. Kaygı da evde; bir elimde ampül bir elimde fotoğraf makinesi ile yaptığım bir işe dönüştü. Bir nevi gezmek aramak hali, mekânın içindeki gezintilere keşiflere dönüştü belki. Fotoğraf hep bir alana girme çıkma, içerde ve dışarda olma, dışarıyı içeriye getirme, içeriyi dışarı çıkarma için bir aygıt oldu sanırım benim için. Evet mekana özgü enstalasyonlar yapıyorum. Bu bir dönüşüm hali; sonraki adım. İlk iş de bir yandan bir çok şeyi söylüyor, çünkü orada da yeniden bir boşluk ve mekan yaratmıştım; evin bir köşesini beyaza boyayıp, figürleri ve çok yakın arkadaşlarımı da içine dahil ederek gerçekleşti. Biraz atölye/ev gibiydi çünkü benim yerim. O mekanı düşünerek, o mekanı da içine katarak başladım. Fotoğraf ya da mekanla, mesafe ile boşlukla uğraşmak. Görünenin dışına çıkmak bir nevi ölçülebilir olanın ötesine gitmek... Mert: Peki o dönemde fotoğrafın sende sahip olduğu yerle şu an sahip olduğu yer aynı mı? Bu nasıl bir değişim gösterdi? Değil. Fotoğrafla ilişkim hep bir dönüşüm içinde. Örneğin ış ürettiğim ilk dönemlerde araştırmalarım sırasında Dada'dan çok etkilenmiştim. DADA, fotoğrafın sanat dünyasını yerinden sarsmasını çok iyi temsil ediyordu. Resim dersinde önce kolajlar yapıyor, sonra o kolajların resmini yapıyorduk. Fotoğrafla ilişkim de biraz da bu alanlar arasındaki geçişler ve geçişizlikleri düşünerek devam etti Bir de ayrı alanlarda, ayrı pratiklerle iş üreten insanların birbiriyle temas noktaları çok sınırlı ve bunlar birbirlerinden ayrı şeylermiş gibi duruyor. Fotoğraf, toplumsal bellek ve imge kavramının değişimi, göz ve görmenin cözümlenmesi, öznenin ölcülebilirliği, kitle kültürünün ortaya çıkması, çoğaltma sistemlerinin gelişimi, kurumsallaşma, örneğin müze kavramının değişimi gibi oluşumlara araç olduğu gibi daha sonraları aynı sistemlere karşı oluşan avangard sanatsal süreclerin gelişimine kaynaklık etmesiyle, icat edildiğinden bu yana var olan bir sarsıntıdan bahsediyoruz.Belki fotoğrafın bu birleştirici yönünü ariyorumdur. Ş: Bu bir problem kesinlikle. Biz "fotoğrafçıyız" diyerek bir zümre içerisinde takılıyoruz sanki; ressamlar ayrı bir yerde, yazarlar çizerler ayrı bir yerde, hiçbiri tam kesişmediği için de verimli bir güncel sanat oluşmuyor. Çok kalabalık dursak da herkes kendi kabuğuna çekilmiş oluyor. Onu kırmak ya da bir şekilde bağları güçlendirmek kesinlikle faydalı olacaktır. S: Bizim Tekrar ∞ Döngü'yü yapma amacımız da biraz buydu. Bir yandan yaşamın döngüsü, tekrar kavramı gibi konular da vardı. Doğanın döngüsü üzerine kafa yorarken "Bunun üzerine konuşmalar düzenlersem daha çok araştırabilirim, daha derine inebilirim, farklı alanlardan insanlarla temas sağlayabilirim" diye düşünmüştüm. Fikir ilk olarak böyle ortaya çıktı. Bir edebiyatçı gelip "Hiç ses performansı dinlememiştim" diyebiliyordu ya da bir bilim insanının yıldızlar ve döngü üzerine yaptığı konuşmayı başka alandan bir kişi dinlemek zorunda kalıyordu. Böylece bir birliktelik oluştu. Bir misyon gibi "Aman bütün mecraları birleştireyim" demiyorum tabii, ama kafam biraz böyle çalışıyor. Örneğin dün gece yeni projemle ilgili araştırırken kendimi Newton'un fiziğiyle ilgili makalelere dalmış buldum ve "Nasıl buraya geldim" dedim kendi kendime. İpek: İlk olarak genel bir soruyla başlamak istiyoruz. Hemen hemen bütün çalışmalarında fotoğrafın, fiziksel alanın enerjisine uyum sağladığını, hatta belki de bu enerjiye boyun eğdiğini söyleyebiliriz. Bu yüzden fotoğrafın sendeki yerini öğrenmeye çalışmak ilk adım oluyor. Klişe bir soru olsa da, fotoğrafa bakışını biraz daha anlatman mümkün mü? Fotoğraf nerede bitiyor ve nerede mekan/yerleştirme başlıyor? S: Merve'yle Rutubet sergisi sırasında bir konuşma yapmıştık ve bu durumu çok iyi dışa vuran bir kelime çıkmıştı ortaya: Didişmek! Fotoğrafla hep bir didişme halinde olmak. Zaten plastik sanatlar eğitimi aldığım sırada fotoğraf ile tanışmam bu alanlar arasındaki geçişlerle haşır neşir olmama neden oldu sanırım. Öğrenciyken hep heykel, resim yapacağım diye düşünüyordum. Özellikle lise yıllarında Giacometti'yi bizimle tanıştıran heykel hocam beni inanılmaz etkilemişti. Ne kadar yakınlarına gidersek gidelim, hiçbir zaman yakınlaşamayacağımız figürler... Lisans eğitimine geldiğimde kesin heykeltıraş olup, taş oyacağım diye düşünürken, karanlık oda ve fotoğraf girdi hayatıma. -Göçmen hayatım başlamıştı ve fotoğraf yaparken hareketli olabilme durumu çok yönlendirici oldu sanıyorum.-Üniversitedeyken ev arkadaşımın bir makinesi vardı; biraz o makinenin nasıl çalıştığını çözelim derdiyle ve onun iteklemesiyle kendimi fotoğrafçılık kulübüne yazılmış olarak buldum. Fotoğrafla maceram hakikaten böyle başladı. Ikinci yıl topluluğun başkanı olarak buldum kendimi.Fakat topluluk da "Photojournalism"e ilgi duyan mühendislerle dolup taşıyordu, dolayısıyla biraz daha gezerek fotoğraf çekmeye yönelik bir eğilim, örneğin Koudelka'ya özenilen bir dönem vardı. Benim de öyle bir dönemim olsa da bu tatmin etmiyordu bir türlü, ne yapmak istediğimi bilmiyordum, arıyordum, denemeler yapıyordum -Bazen "Kafam niye böyle çalışıyor" diye düşünürsün ya, bu tam olarak çözebileceğin ve anlamlandırıp analiz edebileceğin bir şey de değil. Ben de bilmiyorum faakt ever işlerimi hep mekanla bir ilişki içinde düşünüyorum-O aralar Kierkegaard okumuş, cok etkilemiştim. Kaygı işi ortaya çıktı. Urfa'dan İzmir'e göç etmiştim ve bir birey ve kadın olarak kimliğimi sorgulama hali vardı. Kaygı da evde; bir elimde ampül bir elimde fotoğraf makinesi ile yaptığım bir işe dönüştü. Bir nevi gezmek aramak hali, mekânın içindeki gezintilere keşiflere dönüştü belki. Fotoğraf hep bir alana girme çıkma, içerde ve dışarda olma, dışarıyı içeriye getirme, içeriyi dışarı çıkarma için bir aygıt oldu sanırım benim için. Evet mekana özgü enstalasyonlar yapıyorum. Bu bir dönüşüm hali; sonraki adım. İlk iş de bir yandan bir çok şeyi söylüyor, çünkü orada da yeniden bir boşluk ve mekan yaratmıştım; evin bir köşesini beyaza boyayıp, figürleri ve çok yakın arkadaşlarımı da içine dahil ederek gerçekleşti. Biraz atölye/ev gibiydi çünkü benim yerim. O mekanı düşünerek, o mekanı da içine katarak başladım. Fotoğraf ya da mekanla, mesafe ile boşlukla uğraşmak. Görünenin dışına çıkmak bir nevi ölçülebilir olanın ötesine gitmek... Mert: Peki o dönemde fotoğrafın sende sahip olduğu yerle şu an sahip olduğu yer aynı mı? Bu nasıl bir değişim gösterdi? Değil. Fotoğrafla ilişkim hep bir dönüşüm içinde. Örneğin ış ürettiğim ilk dönemlerde araştırmalarım sırasında Dada'dan çok etkilenmiştim. DADA, fotoğrafın sanat dünyasını yerinden sarsmasını çok iyi temsil ediyordu. Resim dersinde önce kolajlar yapıyor, sonra o kolajların resmini yapıyorduk. Fotoğrafla ilişkim de biraz da bu alanlar arasındaki geçişler ve geçişizlikleri düşünerek devam etti Bir de ayrı alanlarda, ayrı pratiklerle iş üreten insanların birbiriyle temas noktaları çok sınırlı ve bunlar birbirlerinden ayrı şeylermiş gibi duruyor. Fotoğraf, toplumsal bellek ve imge kavramının değişimi, göz ve görmenin cözümlenmesi, öznenin ölcülebilirliği, kitle kültürünün ortaya çıkması, çoğaltma sistemlerinin gelişimi, kurumsallaşma, örneğin müze kavramının değişimi gibi oluşumlara araç olduğu gibi daha sonraları aynı sistemlere karşı oluşan avangard sanatsal süreclerin gelişimine kaynaklık etmesiyle, icat edildiğinden bu yana var olan bir sarsıntıdan bahsediyoruz.Belki fotoğrafın bu birleştirici yönünü ariyorumdur. Ş: Bu bir problem kesinlikle. Biz "fotoğrafçıyız" diyerek bir zümre içerisinde takılıyoruz sanki; ressamlar ayrı bir yerde, yazarlar çizerler ayrı bir yerde, hiçbiri tam kesişmediği için de verimli bir güncel sanat oluşmuyor. Çok kalabalık dursak da herkes kendi kabuğuna çekilmiş oluyor. Onu kırmak ya da bir şekilde bağları güçlendirmek kesinlikle faydalı olacaktır. S: Bizim Tekrar ∞ Döngü'yü yapma amacımız da biraz buydu. Bir yandan yaşamın döngüsü, tekrar kavramı gibi konular da vardı. Doğanın döngüsü üzerine kafa yorarken "Bunun üzerine konuşmalar düzenlersem daha çok araştırabilirim, daha derine inebilirim, farklı alanlardan insanlarla temas sağlayabilirim" diye düşünmüştüm. Fikir ilk olarak böyle ortaya çıktı. Bir edebiyatçı gelip "Hiç ses performansı dinlememiştim" diyebiliyordu ya da bir bilim insanının yıldızlar ve döngü üzerine yaptığı konuşmayı başka alandan bir kişi dinlemek zorunda kalıyordu. Böylece bir birliktelik oluştu. Bir misyon gibi "Aman bütün mecraları birleştireyim" demiyorum tabii, ama kafam biraz böyle çalışıyor. Örneğin dün gece yeni projemle ilgili araştırırken kendimi Newton'un fiziğiyle ilgili makalelere dalmış buldum ve "Nasıl buraya geldim" dedim kendi kendime. Sinem Dişli ile üretim pratiğine, çalışmalarına, tekrarlara ve döngülere dair bir söyleşi. İpek: İlk olarak genel bir soruyla başlamak istiyoruz. Hemen hemen bütün çalışmalarında fotoğrafın, fiziksel alanın enerjisine uyum sağladığını, hatta belki de bu enerjiye boyun eğdiğini söyleyebiliriz. Bu yüzden fotoğrafın sendeki yerini öğrenmeye çalışmak ilk adım oluyor. Klişe bir soru olsa da, fotoğrafa bakışını biraz daha anlatman mümkün mü? Fotoğraf nerede bitiyor ve nerede mekan/yerleştirme başlıyor? S: Merve'yle Rutubet sergisi sırasında bir konuşma yapmıştık ve bu durumu çok iyi dışa vuran bir kelime çıkmıştı ortaya: Didişmek! Fotoğrafla hep bir didişme halinde olmak. Zaten plastik sanatlar eğitimi aldığım sırada fotoğraf ile tanışmam bu alanlar arasındaki geçişlerle haşır neşir olmama neden oldu sanırım. Öğrenciyken hep heykel, resim yapacağım diye düşünüyordum. Özellikle lise yıllarında Giacometti'yi bizimle tanıştıran heykel hocam beni inanılmaz etkilemişti. Ne kadar yakınlarına gidersek gidelim, hiçbir zaman yakınlaşamayacağımız figürler... Lisans eğitimine geldiğimde kesin heykeltıraş olup, taş oyacağım diye düşünürken, karanlık oda ve fotoğraf girdi hayatıma. -Göçmen hayatım başlamıştı ve fotoğraf yaparken hareketli olabilme durumu çok yönlendirici oldu sanıyorum.-Üniversitedeyken ev arkadaşımın bir makinesi vardı; biraz o makinenin nasıl çalıştığını çözelim derdiyle ve onun iteklemesiyle kendimi fotoğrafçılık kulübüne yazılmış olarak buldum. Fotoğrafla maceram hakikaten böyle başladı. Ikinci yıl topluluğun başkanı olarak buldum kendimi.Fakat topluluk da "Photojournalism"e ilgi duyan mühendislerle dolup taşıyordu, dolayısıyla biraz daha gezerek fotoğraf çekmeye yönelik bir eğilim, örneğin Koudelka'ya özenilen bir dönem vardı. Benim de öyle bir dönemim olsa da bu tatmin etmiyordu bir türlü, ne yapmak istediğimi bilmiyordum, arıyordum, denemeler yapıyordum -Bazen "Kafam niye böyle çalışıyor" diye düşünürsün ya, bu tam olarak çözebileceğin ve anlamlandırıp analiz edebileceğin bir şey de değil. Ben de bilmiyorum faakt ever işlerimi hep mekanla bir ilişki içinde düşünüyorum-O aralar Kierkegaard okumuş, cok etkilemiştim. Kaygı işi ortaya çıktı. Urfa'dan İzmir'e göç etmiştim ve bir birey ve kadın olarak kimliğimi sorgulama hali vardı. Kaygı da evde; bir elimde ampül bir elimde fotoğraf makinesi ile yaptığım bir işe dönüştü. Bir nevi gezmek aramak hali, mekânın içindeki gezintiler

Güncelleme #24 İpek Çınar, Mert Alperten Zeynep Kayan ile Çalışmalarına Dair

Zeynep Kayan ile çalışmaları ve üretim pratiğine dair bir söyleşi.

Güncelleme #24 İpek Çınar Hatırlama Mekanizmaları, I: Kıymık

2015 Mayısından bu yana aklıma arada bir gelen; gücüne hayran olduğum ancak küçüklüğünden ötürü de hakkında konuşmaya cesaret edemediğim bir sözcük var: kıymık. Asla sözcüğün ilk anlamıyla kalmayıp, üzerine daima fazladan anlamlar yüklenen; sahip olduğu yaralama/delme anlamının olabilecek en küçük hali olduğu için hep başka imgelerle birlikte anılan bir sözcük/kavram: batmak, takmak, oyuncak, çocuk, iğne, punctum, bakış, örümcek, kırıntı, kaktüs, hatıra, epifani, deri, şey, vs vs vs. Kıymığın bu yalnız kalamama hali beni çok etkiliyor.

Güncelleme #25 İpek Çınar Ana Akım Medyada, Cinsel Şiddet Haberlerinde Görsel Seçimi ve Dil Kullanımı Üzerine

Uzunca süredir oldukça rahatsız olmama rağmen, rahatsızlığımın nedenini sözcüklere dökemediğim, bu nedenle de hakkında daha çok okuma yapmaya çalıştığım bir konu var. Tüm tatları bir anda kekremsileştirebilen bir haber ve görsel üretim şekli üzerine, ana akım medyada cinsel şiddet haberleri ve kullanılan fotoğraflar üzerine yoğunlaşmaya çalışıyorum. Haberler, reklam panoları, mail kutuları aracılığıyla her an ve her yerde; sivri tarafı tam da bana dönük biçimde kucağıma düşüveriyorlar. Bu sivri taraflarının kolayca tanımlanamamasından olsa gerek, bol keseden dağıtılan bu imajlar neredeyse her zaman saldırıya uğrayan kişinin mağduriyetini ortaya koyar ve onu seksüalize ederken; haber dili de "çaresiz", "güçsüz", "dram" gibi edilgenliği vurgulayan sözcükler ya da "Acı içinde kıvrandı", "Günlerce tecavüze uğradı" gibi magazinsel betimlemelere boğuluyor.

Güncelleme #22 Şener Soysal - İpek Çınar Korhan Karaoysal ile "Neden Amaç"a Dair

Belgesel fotoğraf çalışmaları üreten Korhan Karaoysal ile FUAM’da ödül alan “Neden Amaç” kitabına ve üretim pratiklerine dair bir söyleşi.

Güncelleme #22 İpek Çınar Görkem Ergün'e Açık Mektup

Sevgili Görkem, Görüşmeyeli uzuun zaman oldu. En son Aralık 2015'in sonunda, sevgili Gözde Türkkan'ın sergisinde bir araya gelmiştik sanırım. Umarım iyisindir, keyiflerin yerindedir. Söze nereden gireceğimi öylesine kestiremiyorum ki, ancak Hikmet Benol yardımıyla, "Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım." diyebiliyorum. Girdiğim yolun beni nereye götüreceği, yolda nerelere uğratıp neler göstereceği muallak olsa da, böyle bir araştırma ve anlamaya çalışma sürecine, kişisel olarak ihtiyacım var.

Güncelleme #20 Şener Soysal - İpek Çınar Okay Karadayılar ile Booklab'e Dair

Fotoğrafçı Frederic Lezmi, Grafik tasarımcı Okay Karadayılar ve galeri sahibi Kerimcan Güleryüz tarafından geliştirilen Booklab projesi ve fotoğraf kitaplarına dair merak ettiklerimizi, bir bayram tatili öncesi hengamesinde sevgili Okay Karadayılar'a sorma fırsatı bulduk.

Güncelleme #20 İpek Çınar Olaylar, Olanlar, Kalanlar

Size ilk ağızdan şunu söylemeli: fotoğraf kitabı odaklı bu güncelleme, alanında birçok yetkin ismi konuk etmesi nedeniyle beni çok heyecanlandırsa da, derginin daimi bir yazarı olarak elimi, kolumu, aklımı bağlıyor. Zira beni çok heyecanlandıran ancak pek de hakim olmadığım bu konuda, yazılarını yılların düşünceleriyle damıtıp demlendirmiş isimlerin arasında kendime edinmeye çalıştığım bu köşeyi dolduramayacağım diye çok korkuyorum.

Güncelleme #20 Ali Taptık Adalarımızda Çok mu Rahatız? Daha Büyük Gemilere İhtiyacımız Var Mı?

Bütün bu bilgi altyapısının üstüne, metaforuma geri dönmek istiyorum. Türkiye'deki sanatçı yayınları; okyanuslarda yüzecek sağlamlıkta gemiler inşa etmekte tereddüt eden ve kişisel çabalara dayanan fazlaca gevşek ve kırılgan bir adalar ağı olarak görülebilir. Birbiriyle ilişkili ve ilgi çekici girişimler bir diğerini beslese de İstanbul'un geniş popülasyonunu düşündüğümüzde fazlaca ufak kalıyor. Yine de bazı sorular daima ortada: Üretimi nasıl ayakta tutacağız? Bu ağlar yeni sulara açılmak için yeni kurum veya yapılar geliştirmeye ihtiyaç duyacak mı? Daha kendi arşivlerini gizleyen, savsaklayan, üzerine kaydeden bir ülkede bu üretimi nasıl arşivleyeceğiz? Yoksa bütün bu soruları boşverip kendi tatlı adalarımızın tadını çıkarmak daha mı iyi? Ama, sonrasında, başkaları daha büyük gemilerle geldiğinde ne yapacağız?

Güncelleme #19 İpek Çınar - Begüm Akın İrem Sözen ile Çalışmalarına Dair

İrem Sözen, hem hatırlamanın kıymeti hem de her hatırlanışta yaşanan biçim değişiminin farkında; bir eli gerçeğe bir eliyse kurgulanana uzanan genç bir fotoğrafçı. Çalışmaları hatıralarla oynayan, onları baştan var eden, ancak bu süreçte anlamlar kadar hislerden de yararlanan; puf desen uçan, uf diye yakan, kimi zaman ise yağdıran bir bulut vari. Bu pek sevgili İrem Sözen'le fotoğraf çalışmaları, çalışmalarına yön veren itkileri, kitap formatı ve sergileme yöntemleri üzerine konuştuk.

Güncelleme #19 Şener Soysal Rüya Olmayan Fotoğrafların Tabiri

Ev sahibimiz Oğuz gecenin sonunda "Size bir şey göstereceğim." diyerek sanıyorum 10×10 cm özenle baskı alınmış fotoğrafları birbiri ardına sehpaya dizmeye başlamıştı. Gördüğüm fotoğrafların dili beni çok etkilemişti. Bozkırlar vardı, uçsuz bucaksızdı kimisi. Babamın "Dağlar taşlar boş kalmasın diye yaradan bizi burada yaratmış." dediği bu topraklarda doğup büyüdüğümden olsa gerek, o sonsuz bozkır hali… Bazılarında tek tük ağaçlar, birinde bir kelebek… Gerçek dışı manzaralar bir yandan da; yansımalar, yanıklar, dokular… Bir de yattığı yerden hiç kalkmayacakmış gibi uyuyan bir amca. Fotoğraflara bakarken ben de rüya gördüğümü düşünüyordum.

Güncelleme #19 İpek Çınar Silva Bingaz'a Açık Mektup

Sevgili Silva, daha fazla şiir okumak lazım! Başı iki avuç arasına alıp daha fazla sorgulamak; ceviz misali kabuğunu kırıp, temizleyip, meyvesini bulmak lazım. Bu temizleme uğraşında gerekirse tırnak izi lazım. Mutlak bir doğaya dönüş lazım. Pek tabii, orada yeniden doğuş da lazım. Bunu düşündüğüm ancak çabadan ürktüğüm anlarda ise öfkesini üretimiyle harmanlayabilen kimilerini görüyor, umut doluyorum.

Güncelleme #18 Gözde Mimiko Türkkan Açık Mektuba Cevap

İpek Çınar, Güncelleme #16′da Gözde Türkkan'a bir açık mektup yazmıştı. Türkkan ise cevap hakkını kullandı ve bu mektubu yazdı.

Güncelleme #17 Orta Format Editörlerden Bir Düzine

Orta Format olarak, son dönemde Türkiye'den yeterince genç isimle tanış(a)madığımızı fark ettik. Dergiyi araştırma sürecimizin önemli bir parçası olarak gören bizlerin de var olan ağlar içerisinde kaldığının göstergesiydi. Öte yandan da, fotoğrafa dair araştırmamızın başladığı dönemlerde tanıştığımız, karşılaştığımız, heyecanladığımız çalışmaları yapan insanlar artık daha bilinir, kabul edilir ve çalışmalarını daha rahat paylaşabilir hale gelmişti.

Güncelleme #16 Cemil Batur Gökçeer Açık Mektuba Cevap

İpek Çınar, Güncelleme #15′te Cemil Batur Gökçeer'e dair bir açık mektup yazmıştı. Gökçeer ise cevap hakkını kullandı ve bu mektubu yazdı.

Güncelleme #16 Paul Gaffney, Serkan Taycan, Cem Ersavcı Yürüyerek Yol Alan Üç Çalışma

Çağdaş sanatta fotoğraf farklı disiplinlerle bir araya gelerek güçleniyor ve yeni anlamlar kazanıyor. Disiplinlerden birini de "yürüyüş" olarak değerlendirebiliriz. Araştırma sürecimizde karşımıza çıkan Gaffney'in projesinin hissettirdikleri ve çağrışımları, daha önceden incelediğimiz farklı projelere uzandı. Onu çağrışımıyla konu Serkan Taycan'ın "İki Deniz Arası"na, devamında ise Cem Ersavcı'nın "Outside" projesine geldi.

Güncelleme #16 İpek Çınar Gözde Türkkan’a Açık Mektup

Sevgili Gözde, Yan yana durma fırsatı bulsak da, yüz yüze konuşma şansını pek bulamadık; o nedenle pek de tanışmış sayılmayız. Umarım iyisindir, keyifler yerindedir. Sana yazma nedenim işlerin ve ayrıca, kurgu ve sergilemedeki becerilerin.

Güncelleme #15 İpek Çınar Cemil Batur Gökçeer'e Açık Mektup

Açık mektup yazmak, eleştiri kelimesinin ağırlığından kaçınmak adına iyi bir yöntem. Ancak hitabı tek ve özellikle de tanıdığın biri olan bir mektup yazmak çok zor. Yine de bu mektubun ufak tefek tatlı anların göze çarpanı; suratında her daim gülücük bedenindeyse hoplayıp zıplama isteği olan birine yazılması bu gerginliği bir nebze kırıyor. Sen ve ben varız bu mektubun içinde, geri kalanlarsa salt kulak misafiri. Ve ben bu kalıbına sığmaz, uslanmaz arlanmaz kişiliği hep sevsem de, "sevgi"nin önüne pekiştirme sıfatları, ardınaysa hayranlığı ekleyen şey Düğüm'dü.

Güncelleme #14 İpek Çınar Bir Melek Olma Çabası ile

"Artık biliyorum ki "ayrıntı"dan başka bir punctum daha var. Artık biçime değil, ama şiddete ait olan bu yeni punctum, neomanın ("bu vardı") iç paralayıcı vurgusu ve onun salt temsili olan Zaman'dır."

Güncelleme #10 Tevfik Çağrı Dural - Şener Soysal Serkan Taycan ile “Bitmeyecek Söyleşi”

Serkan Taycan ile "Memleket" ve "Kabuk"‘un ilişkisi, üçlemenin devamı olan kent meydanları ve toplu konutlara dair bir söyleşi.