Ebeveynin Endişeleri
Adına mesleki olarak neredeyse “deneyim tasarımı” diyebileceğim küçük oyunlar ve yaklaşımlar aracılığıyla, ebeveynleri olarak Leila’nın ekran (mecralar) ile ilişkisini kurgulamış olduk. Aslında tasarladığımız şey ekranın kendisi değil; ekranın hayatımızdaki yeri, zamanı ve anlamıydı. Telefonun iletişim kuran bir araç, televizyonun birlikte vakit geçirilen bir vasıta, tabletin ise yolculuklara eşlik eden bir nesne olmasını istedik. Tasarımcı olarak yıllardır insanların ürünlerle, markalarla, pazarlama materyalleriyle kurduğu iletişimi gözeterek çalışıyorum. Ebeveyn olunca fark ettim ki, benzer bir tasarım pratiği bu kez evin içinde, kendi gündelik hayatımızın malzemeleriyle kuruluyor. Bahsettiğim gibi arada tavsamaya açık olsak da, en azından kötü örnekleri görerek kafamızda oluşan “Ya sürekli tablet veren ebeveynlere dönüşürsek?” endişesini geride bıraktık.
Bu endişe kendi kendine oluşmuyor tabii ki. Biz ebeveynler de sürekli olarak farklı insanların bakış açılarına maruz kalıyoruz. Akrabalar, arkadaşlar, yoldan geçen insanlar ve en çok da dijital ekranlar… Algoritmanın seçimleriyle çocukların ne yiyeceği, ne giyeceği, nasıl büyütülebileceğine dair türlü içerik önümüze düşüyor. Mesajlara, anlatımlara bakınca giderek endişemiz büyüyor, hayal kırıklıklarımız artıyor. “Acaba yeterince iyi bakamıyor muyum?”, “Yeterince sağlıklı büyütemiyor muyum?”, “Çocuğumu ekranla mahvediyor muyum?” ve türlü şey… Bir tür yetersizlik hissi, sosyal medya ebeveyn hesaplarında sürekli parmak sallayan içerik üreticileriyle katmerleniyor. Haliyle ebeveyn olarak bir canlıya göz kulak olmaya gayret ederken, bir yandan da ruhunu sağaltmak, telkin etmek, iyi anne-baba olduğumuzu hatırlamak gerekiyor.
Bu nedenle tek bir doğru olması mümkün değil. Leila için kurguladığımız ekran tüketimi de bizim doğrumuz ve eminim bunun da yanlışlanacak detayları vardır. Neticede herkesin hayatı, zorlukları, kazançları, gündelik rutini, aldığı destek farklı. Haliyle o yaban mersini alınamayınca, evde demir deposu mercimek ekmeği pişirilemeyince büyük ihtimal hayati bir şey olmayacak. Yorgun ebeveyn otuz dakika mola vermek için televizyonda iyi bir çizgi film açtığında çocuğunun motor beceri gelişimi bir anda durmayacak. Aksine ebeveyn stresliyken çocuğuyla ilişkisinin daha iyiye gitmeyeceği aşikar. Yani rutinler ile istisnalar, gerçekler ile ideal dünyalar birbirine girmiş durumda. Bence “mükemmel ebeveynlik” büyük bir pazarlamadan ibaret. Öte yandan elindeki şartları en iyi kullanan insan olmak çok kıymetli.
Yukarıda kurduğum cümleler, ebeveynlerin tüm hatalarını aklasın, onları rahatlatsın da istemem. Aslında bu biraz özgürlüğün kanunlar sayesinde mümkün olduğunu anlamaya benziyor. Yetişkinlerin dünyasındaki zorluklarla beraber, yetişkinlerin ekranlarla olan ilişkisini gözlemlemekte de fayda olduğunu düşünüyorum. WeAreSocial verilerine göre göre Türkiye’de günlük sosyal medya tüketimi 2 saat 56 dakika. [6] Ekranlardan medya tüketimi 7 saati buluyor. Örneğin İngiltere’de, günlük sosyal medya tüketim süresi 1 saat 50 dakika. İstanbul’da sokakta, parkta, kafede telefonla ilgilenmeyen birini görmekte zorlanıyorum. Genciyle yaşlısıyla büyük bir çoğunluk yukarı doğru kaydırıp duruyor. Kafede sohbet edenlerden çok, birlikte oturup bireysel olarak ekrandaki içeriği tüketenler var. Tüketilen şeylerin ne kadarının nitelikli içerik olduğunu tartışmıyorum bile. Yetişkinlerin sağlıklı bir iletişim kuramadığı ekran konusunun çocuklarda da doğru bir çözüme ulaşamamasını anlaşılır buluyorum. Bazen kitap okumayan çocuklardan şikayet edildiğini duyuyorum, kitap okumayan ebeveynler tarafından. Günün sonunda çocukların ekranla, kitapla ya da küfürle kurduğu ilişkiyi tartışırken, onları çevreleyen kültürü kuran yetişkinlerin alışkanlıklarını da görmek gerekiyor.