Kültürel Bağlar, Gerçek Rüyalar
Bu yazı, Avrupa’da bağımsız kültür ve medya aktörlerini güçlendirmeyi amaçlayan Reset! ağının desteğiyle hazırlandı. Yazının 11 Mart 2025 tarihinde yayımlanan İngilizce versiyonuna şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://reset-network.eu/independent-in-istanbul-cultural-ties-realised-dreams/

Bir süredir Beyoğlu’nun göbeğinde, İstanbul’un en işlek caddesi olan İstiklal Caddesi’nin orta yerindeyim. 1871’den bugüne, farklı fonksiyonlarla yaşamını sürdüren tarihi bir mekân olan Tokatlıyan Han’ın [1] içindeyim. Burası 1958 yılında bu yana bir iş hanı olarak yaşayan bir bina. 1990’lı ve 2000’li yıllarda var olan canlı ve hareketli çok kültürlü hayat, mimari mekândaki geçmişin izleri ve işaretleriyle birlikte hanı yıllardır terk etmeyen az sayıda sakininin anlatılarında karşımıza çıkıyor.


Handa zanaatkarlar, avukat, mali müşavir, sigortacı, gazeteci, yayıncı gibi farklı meslek alanlarından insanlar var. Sanatçılar ise hanın hikayesinin en başından beri buradalar. Özellikle 2022 yılından bu yana hanın ikinci katı sanatçıların birbirleriyle komşuluk ettiği, bir topluluk olma duygusunu taşıdığı, kolektif ruhla hareket etme becerisi gösterebildiği bir yaşam alanı. Sanatçılar farklı üretim pratikleri olan, kendine özgü medyumlar kullanan kolektif hareket edebilme becerisine sahip heterojen bir oluşumun içindeler. Birbirine sırt sırta yaslanmış gri kapılı odaların sanatçı atölyeleri olarak kullanılmasıyla birlikte hanın atmosferi köhne, tekinsiz ve sessiz olarak tariflenen zamanlardan uzaklaşarak devinimi olan bir hayata geçiş yaptı. Handaki gündelik hayat sanatçıların yaratıcı dokunuşlarıyla biçim değiştirdi ve değiştirmeye devam ediyor.


İki yılı aşkın zamandır ben de hanın ikinci katındaki kendime ait küçük bir odada üretiyorum. Bu oda sanat alanındaki çalışmalarımın mutfağı ve düşünsel bir üs olarak kullandığım, misafiri bol bir yazıhane. Hanın koridorlara açılan odalarda mücadelelerine, dertlerine ve üretim süreçlerine tanıklık ettiğim kolektif oluşumların başında bir müzik grubu geliyor. Kurulduğu günden itibaren bağımsız alanda varlığını koruyan bir müzik kolektifi Vomank’ın yıllara yayılan serüvenini grubun üyesi Ari Hergel ile bağımsızlık odağında konuştuk.
Tokatlıyan, tarihsel, ekonomik ve toplumsal açıdan Ermeni toplumu için her zaman önemli ve değerli bir varlık olur. Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı mülkiyetinde olan bu varlığın yönetimi, karar alma mekanizmaları, ekonomik potansiyelleri toplumsal tartışmaların konusu olagelir. Onlarca kiracıyı ağırlayan bu yapıda yaşamını sürdüren özne ve topluluklar eskiden bu yana kültürel ekosistem için değerli nitelikler taşır. Onlardan biri de on yıldır Tokatlıyan Han’da olan Vomank [2] grubu. Ermeni müziğine yeni bir soluk veren, yenilikçi ve yaratıcı yollarla alternatif müzik üreten, handa kullandığı mekânı dayanışma temelli bir okula dönüştürerek genç müzisyenlerin kullanımına açan bir oluşum. Resmî ideolojinin sınırları dışında, geleneksel beklentilerin ötesinde kendilerine bir alan inşa ederek, incelikli bir emekle varlıklarını korudukları için umut aşılarken müzik alanında bağımsızlığın doğasına ve bağımsız kalmak için ödenen bedellere dair deneyimleri farklı disiplinlerde üreten bağımsızlar için de ilham veren bir örnek olur.
Müzikal Bir Dil
Vomank İstanbul’da müzik ve dil aracılığıyla Ermeni kültürünü odağına alarak hem yaşadığı coğrafyayı hem de algıladığı dünyayı kendi perspektifinden anlatmanın yolunu arar. Geleneksel Ermeni müziğine yakın dururken onun sınırları dışında da dolaşır. Ermeni müziğinin önemli müzisyenlerinden etkilenir. Ermeni şairlerin şiirleri üzerine besteler yapar; sözü ve müziği kendisine ait Türkçe ve Ermenice özgün eserler üretir. Geçmiş ve gelecek tahayyüllerini müziğiyle bugünün zamanına taşır. Coğrafyasıyla ilişkilenme biçimini bağımsız bir çerçeveye konumlandırarak bir geçmişle yüzleşme ve karşılaşma alanı da açar.


Müzikal bir üretim, bir dilin hayatta kalmasını nasıl destekler? Müzik üretimini bağımsız alanda gerçekleştirmenin koşulları nelerdir? gibi soruların cevaplarını Vomank ile bulmak zor olmaz.
“Kendi müziğimizi ve sözümüzü üretelim, geleneksel bestelerden düzenlemeler de yapalım dedik. Şairlerin şiirlerini alıp besteleyerek yeni nesle edebiyat aşılamak için kullanalım istedik. Ermeni okulları Ermenicenin yok olmasına engellemeye çalışıyor fakat yeni üretim yapan çok az sayıda kişi var. Ermeni dili giderek köreliyor, sanat alanından çekiliyor. Yeni şiir, kitap, müzik yazanların sayısı yok denecek kadar az. Batı Ermenicesi yok olmaya yüz tutan diller listesinde. Bu kaygılarla en azından gençlerin yaptığımız müziği beğeneceği umudunu taşıdık. Rock temelli bir müzik yapıyoruz. Şarkı sözünün bir şaire ait olduğunu fark ettirmek ve o şairin kim olduğuna dair ilgi uyandırmayı istedik.” (Ari Hergel)
Toplumun yakından tanımadığı bir Ermeni şairi bir şarkının gövdesi olan bir şiir sayesinde tanımak ve müzikle bir şiiri duyabilmek şüphesiz dile yaşam katar. Ermeni dilinin güç kaybettiği, dili konuşmaktan ve kullanmaktan uzaklaştıran gündelik hayat dinamikleri içine müzikle sızmak dilin hayatta kalmasını destekler. Üstelik bunu genç nesillerin ilgisini çeken alternatif bir müzik biçimini benimseyerek yeniden keşfetme ortamı kurarak yapmayı dener.
Kolektif Bir Kulis
Bağımsızlık, bütün bu koşullarda gerçekleşen üretimin, diyaloğun ve zamansal birikimin taşlarının döşendiği yegâne zemindir. Toplumun bildiği, alıştığı, beğenilmeme olasılığı taşımayan, risk taşımayan alandan kaçarlar. Hayalini kurdukları, tanıdık olanın dışında seslenişler ve ifadeler aramayı denerler. Böylece genç müzisyenler için kendi yaratıcı alanlarında özgürce yürüyecekleri yolu da aydınlatan bir mum ışığı yakmış olurlar.
Bağımsız alanda kendisi gibi olmanın başka türlüsünün olmadığı bir varoluştur bu. Kendinden aldığı güçle ayakta kalınan bir denge oyunu. Ekonomik yoksunluklar pahasına bağımsızlığını korumak için kolay ve konforlu yolları seçmeden, popüler olana yönelmeden dikenli yollardan yürümeyi göze alarak müzikal arzularını gerçekleştirmektir. Bu aynı zamanda kolektif olarak güç birleştirmeyi gerektirir. Birlikte kurulan stüdyo mutfağı kolektif bir çatının göstergesine dönüşür. Grup üyelerinin evlerinin mutfağından taşıdıklarıyla kurulur. Hediye edilen buzdolabı büyük bir sevinç kaynağı olur. Çünkü stüdyoda soğuk bira yoksa ortam tatsızlaşır. Kettle, kahve makinesi, çatal, bıçak, tabaklar ve bardaklar her türlü malzeme imece usulü bir araya getirilir. Tokatlıyan Han’da üretimine başlamadan önce Vomank, mekandaki ihtiyaçlarını dayanışmayla temin eder.
“2015 yılıydı, sabit bir stüdyoya ihtiyaç duyduk (…) Tonmayster bir arkadaşımız vardı, o da mekân arıyordu. İkinci kattaki 22 ve 23 numarayı bulduk. İki oda arasındaki kapıyı açtık. Mekânın bir odasını prova, diğer odasını kayıt odası olarak kurguladık. Boya, badana, elektrik tesisatı ve yalıtım masrafları için Vomank üyeleri arasında bir kasa oluşturduk. Kendi ekipmanlarımızı getirdik ama daha fazla yatırım gerekti. Ermeni toplumundan bir abimiz bize kredi açtı ve gerekli tüm teknik ekipmanı o sayede alıp provalara başladık. Konserlerden kazandığımız parayla borçlarımızı ödedik.” (Ari Hergel)
Bir kurumun çatısı altında olmak sansür ve kontrol mekanizmalarıyla karşılaşma olasılığı demektir. Avangart bir şeyin peşinde olmak, protesto ya da eleştiri içeren bir iş üretmek baskı görme ihtimali doğurur. Resmi, dini ya da sivil kurumların kendi amaçlarına ve ilkelerine ters düşmeden üretimlerini gerçekleştirmek zor bir denkleme dönüşür. Çoğunluk tarafından beğenilmeyen bir müziği kimseye hesap vermeden üretmenin yolu kendi yağında kavrulmaktan geçer. Müziğin sözlerini, biçimini ve etki alanını kendi hedefleri doğrultusunda inşa etmeye niyet eder. Bu yüzden Vomank deneyimi, kendine ait yapılar kurmanın vazgeçilmezliğini açıkça görünür kılar.
Yaşam koşulları nedeniyle şehir dışına taşınan ya da yurt dışına göç eden üyeler olur, onların yerlerine başka müzisyenler gruba katılır. Tokatlıyan Han prodüksiyonu olan Panalik ismindeki albümleri tasarımdan çeviriye, dizgiden baskıya bir iç yapım olarak hazırlanır. [3] Finansman olmadan, ticari beklenti gütmeden albüm basmak zor bir iştir. Albümde yer alan çeviri kalemi için bir fon aracılığıyla ufak bir destek alınır. Alınan destek bütün albümün prodüksiyonu için kullanılır. Emek verenlere adaletli bir biçimde dağıtılarak yeniden paylaştırılır. Vomank destekçilerinin de katkılarıyla ekonomik bir destek almanın yolu bu albüm için bulunmuş olur. Onun dışında grup, bir kurumsal destekçiyle ilişkilenmeden üretmenin yollarını bulmaya devam eder. Üstelik kendi topluluğuyla özgürce ilişkilenmenin kanalıdır bu aynı zamanda.
Vomank için kendi özerkliğini kurmanın önemli ayaklarından birinin içinde ürettiği mekân olan Tokatlıyan Han olduğunu vurgular. Anahtarı kendilerine ait olan, istedikleri zaman kullanabilecekleri, istedikleri kadar çalabilecekleri bu davetkar müzikal sofra mekanla bütünleşir. “Han olmasaydı Vomank olur muydu ya da nasıl olurdu?” sorusunu cevaplamak güçleştiği gibi handaki diğer sakinlerin çok sesliliğini kaybedileceğini söylemek yanlış olmaz. Vomank dükkân açık olduğu sürece Vomank müziğinin susmayacağına inanır. Bir gün grup dağılır ve dükkân kapanırsa İstanbul’da Ermeni müziğinin sekteye uğrayacağı tartışmasız.
Son olarak, Türkiye’de var olan politik atmosfere rağmen bağımsızların var olduğu güçlü bir alan var. Bu alanda hareke edebilmek için aşılması meşakkatli engeller bulunuyor. Bağımsızlık fikrini zihninde taşıyan, kendi varlığını gerçekleştirmek isteyenler için baskı ve sansür korkusuyla dokunulamayan sokaklar ve kamusal alanlar, ilişki kurulamayan topluluklar yer yer bir rüyanın konusuna dönüşüyor. Vomank ve ona benzer çok sayıda deneyim üzerine düşünmek rüyaları gerçeğe dönüştürmenin anahtarlarını ve ipuçlarını içinde barındırıyor.
[1] Özetle, Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi’ne ait olan arazi üzerine yapılan Şark Tiyatrosu bir yangında zarar görür. Sonrasında aynı arazinin üzerinde Tokatlı bir Ermeni Mıgırdiç Tokatlıyan tarafından işletilen Tokatlıyan Oteli hizmet verir. Bu binanın mimarı Levanten kökenli Alexandre Vallaury’dir. Şatafatlı sofraların kurulduğu, balo ve dans gecelerin düzenlendiği, düğün ve sünnet törenlerinin yapıldığı, sanatçıların, edebiyatçıların, siyasetçilerin ve bürokratların kafesinde ve lokantasında buluştukları, sohbet ettikleri ve yemek yedikleri bir yer olur. Otelin odalarında ise ünlü isimler konaklar.
[2] Vomank kurulduğu dönemde Saro Usta, İlkem Balseçen, Lara Narin, Rupen Melkisetoğlu, Gökhan Ölke ve İbrahim Odak ile çalışmalarına başlar. Bugün grup üyeleri Saro Usta, İlkem Balseçen, Lara Narin, Ari Hergel, Tayis Yıldızcı ve Rupen Melkisetoğlu’dur.
[3] Vomank’ın müziğine aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://open.spotify.com/artist/3A38r00GmvejyOgc78WL5A?si=3ZPL4Wb8STuj6bFaTYcpgg
Orta Format, güncel sanat ve kültür politikaları üzerine yürüttüğü çalışmalarını belirli ilkeler doğrultusunda, bağımsız ve eleştirel bir hat üzerinde sürdürüyor. Hızla tüketilen içerik akışına karşı, sakin ve konsantre bir alan olmayı; sanat ve hafıza arasında kurduğumuz bağlarla arşivimizi güçlendirerek çok sesli bir ortam yaratmayı amaçlıyoruz. Sanatçıların ve kültür emekçilerinin mücadelelerini görünür kılmayı, entelektüel emeğin değerini savunmayı ve nitelikli bilgi üretimini sürdürmeyi temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz.
Bu çabanın sürdürülebilirliği, sadece kolektif dayanışmayla mümkün. Siz de farklı yollarla bu sürece dahil olabilir, üretimin ve bilginin özgürce dolaşıma girmesine katkı sunabilirsiniz. Maddi destek sağlayarak, çalışmalarımızla paralellik gösteren kişi ve kurumlarla bizi buluşturarak ya da çeviri desteği vererek içeriklerimizin daha fazla okuyucuyla buluşmasına yardımcı olabilirsiniz. Orta Format’ı paylaşarak içeriklerimizi yaygınlaştırmamıza katkı sağlayabilir, böylece yazarlarımızı destekleyebilirsiniz.
Katkınız, Orta Format’ın bağımsız, eleştirel ve erişilebilir bir alan olarak varlığını sürdürmesine doğrudan destek olur.
Okuduğunuz ve dayanışmanın bir parçası olduğunuz için teşekkür ederiz.