Eslek’in malzemeyi ve kullanım pratiklerinin bir çoğunu kullanıyor olması, kuramı oluşturmasını olumluyor. Çünkü zamandan bahsetmesi gerektiğinde fotoğrafı kullanabiliyor. Ayrıca resmi, fotoğrafı ya da herhangi bir aracı yüceltmemesinin, onları malzeme olarak görebilmesinin de nedeni…
Çağrı: Aslında kavramı ön plana çıkarıyor olmanızın resim temelli olduğunuzdan kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Çınar: Resim temellilerin de böyle bir kaygısı yok zaten. Onlar da resmi yüceltiyor.Aslında malzemeyi yücelltiyor ki bu da zanatçı olamasından öteye gitmiyor.Resim temelli yada fotoğraf yada başka temelli olmanın otesinde sanatçı olarak ‘’sanat yapma” dili sorular sorarak başlıyor. Duchamp buna en iyi örnektir.Sadece resim yapanlar geliyor, bakıyor “Çok resim gibi” diyor. Bazıları da “Keşke resim gibi boyasaydın.” diyor. Ama resmini yapamazsın. Malzeme olarak resmin kendisi buna elvermiyor. En başta zaman sorunu var, resimde zaman diye bir şey yok. Sürekli bir zaman vardır ve zaman dondurulmuştur. Oysa fotoğrafta çatır çatır zamanın kendisi var! Bunu çok iyi kavramak lazım.
Şener: Burada fotoğraf da sadece yeterli olmuyor. Dijital imajlama dahil oluyor. Yeni katmanları bilgisayarda oluşturarak görseli tamamlamış oluşturuyorsunuz. O yüzden bu resme yakın mıydı, fotoğrafa yakın mıydı, neye yakındı demek abes olmaya başlıyor. İlk dediğiniz yere geliyor.
Çınar: Dijital ortam diyoruz mesela, böyle bir gerçeklik var. Zaten reddedmiyoruz da, orada da o malzeme çok ön plana gelince…Barthes’in bahsettiği işin atmosfer ve etkileyiciliği… Üretilen şeyin bir mekanı, atmosferi ya da mekansızlığı olması ve bir niteliği…
Çalışmaları Arasındaki Bağa Dair…
Çağrı: Daha önceki röportajlarınızda da serilerinizin birbiriyle olan bağlantısından bahsediliyor. Ama sergilerinizin başlıkları ve fotoğraflarla olan bağlantsından bahsedilmiyor hiç.
Çınar: Bahsedilemez, niye bahsedilsin ki. Başlıklara gelene kadar bir sürü sorun var çünkü. Başlığa bir türlü gelinemiyor. Neden ‘Keskinlikten Uzak’? Özellikle seçtim o ismi. Keskinlik kavramı, töz kavramı, öz kavramı… Bir şekilde bu sistemi sorgulayarak da yaptığım bir şey. ‘Keskinlikten Uzak’ derken de bir keskinlik ortaya koyuyorum. Zaten malzeme de keskin bir şey.
Bağlaçlar çok önemlidir, bağlaçtan sonra hep devamı gelir. Hep bir sözün daha vardır. Bağlaçların en güzeli tek başlarına sadece bağlaçlardır ve hiç bir şey ifade etmezler.Anlamları ilişkili oldukları şey içerisnde olmasıdır. “Dolayısıyla”da hala söyleyecek sözüm var. Bu toplumun dışında olan ve net söyleyemeyeceğim bir söz.
‘Bir de’ de çok tek ve öz bir şey. Resim fotoğraf ve video vardı. Bir dönem çürüttüğüm patatesleri çekmiştim. Patatesler belli bir süresi olan, çok yaşamsal şeyler. Fotoğrafı tercih ettim, çünkü organiklikten uzak. O mekanik yapıyı, yaşamsal olan bir şeyi dondururken kullanyorsun ve tam tezatlık yaratıyorsun. Malzemeyle içeriğin birbiriyle çatışma durumu var. Resimler, tamamiyle daha donuk, daha hareket etmeyen bir nitelikteydi. Çünkü resmin zamanı zaten öyle bir şey. Videoda ise sadece bütün bunları yapan döngüsel parçacıklar vardı, evren gbi. Sonra bütün halini alıyor ve dağılıyordu. Bütün bu ayrılan şeyleri bütünleyen bir nitelikteydi. Yani orada malzemeyle içeriği kaynaştırdım ya da birbiriyle çatıştırdım.
Çağrı: Bütün işlerinizde görsel estetik olarak bir bağ görüyoruz. Aktarımın malzeme üzerinden kullanılması, aktarımla malzemenin ve malzemenin kuramla birleşiminin birbirlerine tezatlık oluşturması ya da birlikte yürümesi durumu. Bunların dışında hepsini toptan anlatım olarak kurguladığınız bir durum var mı? Yoksa hepsini kendi içinde algılamaların anlatımı olarak mı okumalı?
Çınar: Aslında toptan. Çünkü hiç bir sergi birbirinden bağımsız değil benim için. Hepsi birbirinin devamı. Zaten hep seri yapıyorum. Seri bence çok önemli. Genel bakıştan çok daha dibe bakmayı tercih ediyorum. Çünkü oradaki çizgisel olan şeyi de tersyüz etmek istiyorum. O yüzden ne kadar seri üretilirse o kadar çok parçacık elde ediyormuşum gibi geliyor. Ve oradan bir genel oluşturma çabası… Kuram ortaya koyarken de öyle. Küçük bir şeyden önerme oluşturma ya da geneli anlatma. Tercih meselesi, şu an öyle gidiyorum ama ileride ne olur bilmiyorum. Belki de çok temsili bir şey yapacağım.
Çağrı: Bütün işlerinizi düşündüğümüzde bir noktası olan bitmiş veya eksik bir cümle gibi bakmaktansa bir eksik olmayan ancak artrırılabilir küme gibi bakmak gerekiyor galiba.
Çınar: Yoğunluk gibi bakmak lazım.
Şener: O yüzden bağlaçlarınız da bunu sağlamış oluyor. ‘Dolayısıyla’ deyip bir şey eklediğinizde bozulmuyor hiç bir şey, daha da zenginleşmiş oluyor.
Çınar: Öyle bir yoğunluk alanı oluşturmak ve oradan da bir netlik oluşturmak. Neyse o da tartışılan bir şey. Bir söz söylemek… Sanatçı gökyüzünden bir şey alır ve koyar evrene. O şey artık evrenin bir parçası olduktan sonra bir tane daha alır ve koyar. Sonuçta koyduğu noktada o sisteme dahil olduğu için hala o sözün devam etmesi durumu var. O sorunsallık hiçbir zaman bitmez. Dert ettiği şey neyse onu ortaya koyuyor ve hiç bitmiyor. Bitmiş olsa zaten böyle bir işle uğraşamaz herhalde.