Hastalıkta ve Sağlıkta: Sanatçının Yatağı Bize Ne Söyler?

Eda Çekil

Yatak odaları sadece birer dinlenme mekânı mıdır? Yatak; bakım politikalarının, bedensel sınırların ve üretkenlik normlarının yeniden müzakere edildiği politik bir eylem alanına nasıl dönüşür? Eda Çekil, sanat tarihinden çağdaş sanata uzanan örneklerle yatağını bir atölye, eylem ve dayanışma mekânı kılan sanatçıları inceliyor; hasta bedenlerin görünürlüğü üzerinden radikal bir bakım politikasını tartışmaya açıyor.

Frida Kahlo Meksika’daki sergi açılışında, 1953

Yatak odaları her zaman tembellikle mi ilişkilidir? Kronik hastalıkları ya da bedensel kısıtlılıkları yüzünden yatakta olmak zorunda olanlar için örneğin? Yatak odalarımız ve yataklarımız, misafirlerimizi ağırladığımız ya da çalıştığımız mekânlar olamaz mı? Sanat tarihinin belki de en bilinen sanatçı kadınlarından Frida Kahlo’nun yatağı dönem dönem atölyesi de olmadı mı? Çoğu otoportresinde yatağında olan Kahlo için yatak, artık sadece bir iyileşme mekânı değil, aynı zamanda sosyalleşme ve üretim mekânıydı. Hatta 1953 yılında Meksika’daki ilk sergisinin açılışına yatağıyla birlikte katılmıştı. 

Bugün yatakları yatak odasının dört duvarına hapsetmek ve yatakta olma hâlini izole, bireysel bir tembellik biçimiyle özdeşleştirmek, sağlamcı bir bakışın ürünü olarak okunabilir. Dünyayı yalnızca sağlıklı ve üretken bireylerden oluşan bir bütün olarak tahayyül ettiğimizde, yatakta geçirilen zaman da gündelik hayatın olağan akışına yönelik bir kesinti, bir aksama olarak görülür. Oysa tam da bu dışlayıcı çerçeveye karşı, sanatçı kadınlar yatağı ve yatakta geçirilen zamanı yeniden sahiplenerek onu bir direniş mekânına dönüştürdü; böylece yatak, artık hastalığın, bedenin ve üretkenlik normlarının müzakere edildiği politik bir alanın adı hâline gelir.

Tracey Emin 1998 tarihli My Bed yerleştirmesinde kendi yatağını olduğu gibi sergi alanına taşıdığında, saklanması gereken hastalık ve beraberinde gelen tembellik deneyimini yatak odasından çıkarmış olur. Derli toplu, pırıl pırıl olması gereken çarşaflar darmadağınık haldedir. Yatağın üzerinde havluları, giyilmiş külotlu çorabı ve çamaşırları darmadağınık hâlde durur. Yatağın başındaki komodine ve yerlere boş sigara paketleri, içki şişeleri, ilaç kutuları ve kullanılmış mendiller saçılmıştır. Onu haftalarca yatağa bağlayan depresyonu, apaçık bir biçimde karşımızda durur. Bu görüntü, sanat tarihinde alışık olduğumuz depresyon görünümlerinden oldukça farklıdır. İpek çarşaflar içinde, upuzun saçlarıyla, erkek doktorlar tarafından iyileştirilmeye çalışılan kadınların hâleti ruhiyesinin aksine, burada gerçek bir deneyim olduğu gibi aktarılır. Emin, gerçek yatağını galerinin orta yerine koyarak hastalığa ve hasta yataklarına dair alışık olduğumuz görünümleri ters yüz eder. Kronik ya da ruhsal hastalıklar, engellilik, ağrılar gibi nedenlerle tüm hayatı boyunca ya da hayatının bir bölümünde yatakta olmak zorunda olan insanların deneyimini olduğu gibi ortaya koyarken, bu deneyimlerin gerçek sahipleri tarafından anlatılabildiği bir alan açar. Audre Lorde Kanser Günlükleri metninde hastalıklarımız hakkında konuşmanın, paylaşmanın ve bu deneyimlerin görünür olmasının bir direniş biçimi olduğunu söyler. Hastalık karşısında duyulan korku, öfke ve kırılganlık bastırılmamalı; tam tersine kolektif farkındalık ve dayanışma için açığa çıkarılmalıdır.[1] Emin’in yatağının öylece karşımızda duruyor oluşu, artık onu yalnızca bir hasta yatağı değil; aynı zamanda sağlıklı, mutlu, düzenli, temiz olma baskısına karşı bir direniş mekânı hâline getirir. 

Tracey Emin, My Bed, 1998, Kaynak: https://www.tate.org.uk/art/artworks/emin-my-bed-l03662

Sanatçı, aktivist ve yazar Johanna Hedva, 2015 yılında kaleme aldığı metni Hasta Kadın Teorisi‘nde şu soruyu sorar: “Eğer yataktan çıkamayacak durumdaysan nasıl bir bankanın camına taşı indirebilirsin?”[2] Bu soru, yazarın Hannah Arendt’in politik olmayı kamusal alanda icra edilen her eylem olarak tanımlamasının bir eleştirisidir. Zira bu tanım, özel alanı politik bir alan olmaktan çıkarırken, aynı zamanda kimin kamusal alana kabul edildiğini, kimin kamusal alana erişebildiğini ya da kimin kamusaldan sorumlu olduğunu görmezden gelir. Oysa Hedva’nın deyimiyle, “Özel alanda yaptığın her şey politiktir: Kiminle seviştiğin, ne kadar uzun duşta kaldığın, en başta duş alacak temiz suyun olup olmadığı, vesaire.” Dolayısıyla, hastayken ya da yataktayken ne yaptığın ya da yapamadığın da, diğer her şey gibi politiktir.

Örneğin Félix González-Torres’in yatağı, bireylerin yalnızca kamusal alandaki değil, özel alandaki davranışlarının, deneyimlerinin, duygularının bile yasalarla düzenlenmeye çalışıldığını vurgular. AIDS hastalığının, eşcinsellere ait bir hastalık olarak tanımlanması dolayısıyla hastanelerde ilgili bölümlerin açılmadığı ve hastaların ölüme terk edildiği bir dönemde üretilmiş olan Untitled isimli çalışması, AIDS’ten kaybettiği partneriyle paylaştığı yatağının fotoğrafıdır. Fotoğrafta çift kişilik boş bir yatak ve yastıklarda az önce kalkmış iki kişinin izleri vardır. Bu izler, sanatçının partnerinin ölmeden önceki son izleridir. Sanatçı bu fotoğrafları, caddelerdeki büyük tabelalara yerleştirerek kamusal alana çıkarır. Hans Ulrich ile yaptığı söyleşide González-Torres “Amerika’daki son gelişmeler, -ki ben sadece Amerika hakkında konuşabilirim, çünkü yaşadığım yer orası, bulunduğum yer orası- özel alan ya da kamusal alan diye bir şey olmadığını kanıtladı, özellikle de aynı cinsiyetten, aynı cinsten insanları seven nüfusun belirli kesimleri için” der.[3]

Felix Gonzalez-Torres, Untitled, 1991, Kaynak: https://publicdelivery.org/gonzalez-torres-beds/

Hedva hastalığı ve esenliği kapitalist bir kurgu olarak tanımlar: 

Bugün bahsettiğimiz biçimde “hastalık” kapitalist bir kurgudur; aynı onun karşıtıymış gibi algılanan “esenlik” de. “İyi” insan, işe gidecek kadar iyi olan insan. “Hasta” insan ise olmayan. Esenliği, varsayılan ve varoluşun standart hâli olarak kabul etmenin yıkıcı olan kısmı ise, bunun hastalığı geçiciymiş gibi kurgulamasıdır. Hasta olmak norm için bir tiksinti hâline geldiği zaman, bakımı ve desteği de aynı biçimde düşünmemiz muhtemel olur.[4]

Dolayısıyla sadece hasta olmak bile bu kapitalist düzenin tekerine çomak sokmaktır. Kamusal alanda gerçekleşen görünür protesto biçimlerine katılmadığımızda bile, yalnızca kapitalist sistemin üretkenlik ve performans odaklı işleyişine dâhil olmamak, mevcut düzene yönelik bir direniş biçimidir. Yazar ve çağdaş sanatçı Carolyn Lazard, How to be a Person in the Age of Autoimmunity başlıklı metninde böylesi bir sistem içinde hastalığının başında hissettiği hiçbir şey yapmama duygusunu şu şekilde anlatır:

İnanılmaz düzeyde üretkenlikten sonra, zamanımın çoğunu ya yatakta iyileşmeye çalışarak ya da tuvalette kusarak geçirmeye başladım. Kronik yorgunluk içindeydim; sabahları giyinmek bile devasa bir çaba gerektiriyordu. Bazı günlerde ise bir kitap tutmak ya da kendi başıma yemek yemek bile beni bitkin düşürüyordu. Beklendiği gibi, toplumun üretken bir üyesi olamadığım için suçluluk duyguları geliştirmeye başladım: Engelliliğimi tembellik olarak yorumlayıp, vücudumun doğal sınırlarını kişisel bir başarısızlık olarak görüyordum.[5]

Lazard zamanla bu hislere kişisel değil, toplumsal bir perspektiften bakmayı dener: “Kendime karşı daha hoşgörülü olmaya başladım. Bende hiçbir sorun olmadığını fark ettim.” Bu noktada 1970 yılında Almanya’da kurulan SPK (Socialist Patients’ Collective) kolektifinden bahseder: “Hastalık işsizliği beraberinde getirir ve işsizlik ise bir toplumsal hastalıktır. Hasta olduğumuzda, dayanıklılık yerine verimliliği ön plana çıkaran bir ekonomik sisteme karşı istem dışı bir direniş sergileriz.”[6]

Sanatçının 2015 yılında başladığı In Sickness and Study isimli uzun soluklu projesi hasta ve yatakta olmanın verimlilikle ya da eylemlilikle olan ilişkisine odaklanır. Çalışma, sanatçının düzenli olarak aldığı serum seanslarını görselleştirir. Bir Instagram projesi olarak devam eden bu çalışmada sanatçı serum seansları sırasında okuduğu kitapları serum görüntüsüyle birlikte fotoğraflar ve paylaşır. Artık hastalık sosyal medya aracılığıyla herkesle paylaşılan bir deneyime dönüşür. Aynı zamanda sanatçının her seansta okuduğu kitaplar, yatakta olma hâlini bir eylemliliğe taşır. Kapitalist sistemin çerçevelediği ve dayattığı üretkenlik baskısını kırarak, kendine özgü bir üretkenlik ortaya koyar.

Carolyn Lazard, In Sickness and Study, 2015

Bu çerçevede Tala Khanmalek ve Heidi Andrea Restrepo Rhodes’un, hastalık ya da engellilik nedeniyle yatağa bağlı olmayı, bir tür “toplumsal ölüm” olarak gören yaygın anlayışa karşı çıkarak geliştirdikleri bedlife (yatak-yaşam) kavramı ufuk açıcıdır. “Bu, bir kişi zamanının yüzde yüzünü yatakta geçiriyor olsa bile, ne kadar zor olursa olsun, orada bir dünyanın var olduğunu, bir hayatın sürdüğünü iddia eder.”[7] Yatak sadece bir dinlenme yeri değil, aynı zamanda SDQ (Sakat, Engelli, Queer) bedenlerin hayatta kalmak ve dayanışmak için örgütlendiği politik bir mekândır. 

Bedlife kavramı, yatağın uzay-zamanından nasıl aktif bakım ağları, bilgi edinme, akran desteği ve sosyallik uygulamaları kurduğumuzu ifade eder. Birçoğumuz yatakta örgütlenir, yatakta yazar, binlerce kilometre öteden birbirimizi sever ve yetersiz tıp ve bakım sistemleri karşısında, gelişmek isteyebileceğimiz şekilde gelişmemizi desteklemekte çoğu zaman başarısız olan bir yaşam tarzını yatakta sürdürürüz. Bu ağları birbirine dolanmış bir takımyıldızı olarak düşünüyorum; birbirimizden ayrı görünebiliriz ama aslında ayrı olmaktan çok uzağız.[8]

Khanmalek ve Rhodes, bedlife kavramını açıklarken, çağdaş sanatçı Constantina Zavitsanos’un 2016 tarihli I think we’re alone now (Host) isimli yerleştirmesinden bahseder. Çalışma, engelli olan sanatçının, sekiz yıl boyunca üzerinde yattığı yatak örtüsünün ahşap bir çerçeve içinde sergilenmesinden oluşur. Sanatçı, yatağına davet ettiği kişiler üzerinden ev sahipliği kavramını, genel geçer anlatılardan farklı bir şekilde ortaya koyar. Yatak, yalnız başımıza kaldığımız bir izolasyon mekânı değil, içinde bulunduğumuz topluluklar tarafından sarmalandığımız, dayanışma gösterdiğimiz sosyal bir mekâna dönüşür. 

Çağdaş sanatçı Leah Clements’in 2018 tarihli Sick Bed çalışmasına da bu perspektifle bakılabilir. Sick Bed, izleyicilere bilinmeyen bir hastalık nedeniyle yatakta kalma deneyimini yaşatmak üzere tasarlanmış bir VR oyunudur. Sergi alanına gelen izleyici, yere serilmiş yatağa uzanarak ve VR gözlükleri ile kendini sanatçının yatağında bulur. Zaman zaman gözlükler odadaki bazı noktalara yönelir ve bu noktalarda çeşitli metinler belirir. “Duş alır mısın?”, “Kitap okur musun?” gibi sorulara “Hareket edecek hâlin yok” ya da “Kitap okuyacak hâlin yok” gibi cevaplar verilir. İzleyici, sanatçının bu tembellik hâline ortak olur.

Leah Clements, Sick Bed, 2018

Carolyn Lazard da Support System (for Park, Tina, and Bob)[9] performansında izleyicileri yatağına bu kez fiziksel olarak davet eder. Sanatçı, otoimmun hastalığı nedeniyle yataktan çıkamadığı bir dönemde, sabah saat dokuzdan akşam saat dokuza kadar izleyicilerin bir buket çiçek alarak onu yatağında ziyaret etmesini ister. Her davetli ile yarım saatlik seanslar yaparak hem onlardan ihtiyaçları konusunda yardım ister (ilaçlarını getirmeleri gibi), hem de davetli kişilerin neye ihtiyaç duyduklarını anlamaya ve onlara bu ihtiyaçlarını vermeye (şekerleme ya da tarot falı) çalışır. Böylelikle hem kurumlar tarafından görünmeyen bakım ihtiyaçlarını sanat üretimi aracılığıyla karşılıklı olarak karşılamayı dener, hem de yatağını bir yaşam alanına dönüştürür. 

Johanna Hedva en anti-kapitalist eylemin bir başkasına bakmak ve kendine bakmak olduğunu söyler.[10] “Yattığımız yerden” kurduğumuz bakım ağları, dayanışma pratikleri ve alternatif birliktelikler aracılığıyla birbirimize bakım verebiliriz ve bu en “politik görünen” eylemlerden bile daha politik olabilir.

Carolyn Lazard, Support System (for Park, Tina, and Bob), 2016

Bu performans aynı zamanda hastalığı yukarıda bahsettiğim üretkenlik baskısıyla da okur. Lazard, yatağında dinlenerek gerçekleştirebileceği bir performans tasarlar. Ancak sanat tarihçi Julia Pelta Feldman performansın bunu çok da başaramadığını vurgular:

Etkinlik sırasında Carolyn’in içgüdüsü, her ziyaretçiyi bir işe koymak değil, onların neye ihtiyaç duyduğunu fark edip bunu sağlamaktı; ister bir şekerleme, ister esneme egzersizi, ister bir yemek, ister anlayışla dinleyen bir kulak olsun. Ancak bu, Carolyn’in çalıştığı anlamına geliyordu; yatakta geçirdiği on iki saat sadece dinlenmeye “benziyordu”, ama aslında yorucuydu.[11]

Performans her ne kadar yorucu olsa da, engelli ya da kronik hastalığa sahip bireylerin ihtiyaç duydukları bakım ilişkilerine, sanat üretiminin sağlamcılıkla nasıl ilişkilendiğine dair söylemini güçlü bir şekilde ifade eder. Hastalığın kapitalizm ile ilişkisi, burada hiçbir şey yapmayarak değil, ama ihtiyaç duyduğumuz bakım ilişkilerini görünür kılarak ele alınır. Engelli bir sanatçı olarak, sanat üretiminin hangi koşullarda ve hangi ilişkiler ağı içinde mümkün olabildiğine odaklanır. 

Lazard’ın Mladen Stilinovic’in 1978 tarihli ikonik fotoğraf serisi Artist at Work‘le ilişkilenen Carolyn Working deseni, bize alışık olmadığımız bir sanatçı profili çizerek, sanat üretiminin farklı bir biçimini ortaya koyar. Stilinovic’in fotoğraflarında, sanatçıyı gündelik kıyafetleriyle yatağında uzanmış etrafı izleyen, uyuyan, kısacası tembellik eden şekillerde görürüz. Çalışmanın adı ise bizi çelişkiye düşürür. Lazard’ın deseninde ise, dağınık bir yatağın içinde bilgisayarını önüne almış, çalıştığı varsayılan bir figür görünür. Her iki çalışmada da bize farklı çalışma görünümleri sunar. Lazard, sanat üretiminin ancak sağlıklı bir bedenle icra edilebileceğine dair yerleşik anlatıyı tersine çevirir; hastalığı görünür kılarak, ondan bağımsız değil onunla iç içe geçmiş, alışılmışın dışında bir üretim pratiğine işaret eder. Atölyesinde saatlerce ayakta çalışan bir sanatçı profili yerine yatağında yatan bir sanatçı vardır.

Carolyn Lazard, Carolyn Working, 2020

Haftalarca yattığı yatağını galeriye taşıyan, yatağını atölyesine çeviren, izleyicilerini yatak odasına davet eden tüm bu sanatçılar, bakım politikalarına ve karşılıklı bakım ilişkilerine ne kadar ihtiyacımız olduğunu sıklıkla düşündüğümüz bugünlerde bize hasta yataklarımızda “tembellik” etmenin, gösterebileceğimiz en radikal bakım emeği olduğunu hatırlatıyor. Yatakta olma hakkımız, bakım emeği döngüsünden bir kaçış değil, aksine bu emeğin yönünü başkalarından kendi hasta bedenimize çevirmemiz demek. Audre Lorde, kendi hasta bedenimize yönelttiğimiz bu bakımın, bencillik ya da şımarıklık olmadığını, aksine ırkçılık, homofobi gibi sistemik baskılara karşı mücadele eden bir bedenin hayatta kalma stratejisi olduğunu söylüyor.[12] Kendine bakmak kendini korumaktır ve bu politik bir savaş eylemidir. Bu nedenle hasta, yorgun ya da kırılgan bedenlerimizle tembellik ettiğimiz yataklarımız da, yalnızca bireysel bir geri çekilme alanı değil, üretkenlik baskısına, sürekli çalışmaya, mutlu olmaya ve sağlıklı bedeni norm olarak kabul eden tüm toplumsal beklentilere karşı verilen mücadele için bir alan haline gelmektedir. Johanna Hedva’nın, hasta yatağında pencerenin ardından gelen protesto yürüyüşlerinin seslerini duyup, “yatağa yapışmış halde, hasta kadın yumruğunu göğe kaldırdığı” [13] gibi kimimiz yumruğumuzu kaldıracak gücü bulamasak da, her birimiz tüm kırılganlıklarımızla bu mücadelenin bir parçasıyız.

 

Kaynaklar ve Notlar

[1] Lorde, A. (1980). The Cancer Journals. Aunt Lute Books. 

[2] Hedva, J. (2015). Hasta Kadın Teorisi. Çev. Pelin Çakır., https://www.5harfliler.com/hasta-kadin-teorisi/

[3] Ulrich, H. (1994, Mart). Conversation with Felix Gonzalez-Torres. Museum in progress. https://www.mip.at/en/texts/169/

[4] Hedva, J. (2015). Hasta Kadın Teorisi. Çev. Pelin Çakır., https://www.5harfliler.com/hasta-kadin-teorisi/

[5] Lazard, C. (2013). How to be a Person in the Age of Autoimmunity

[6] Aktaran: Lazard, C. (2013). How to be a Person in the Age of Autoimmunity

[7] Tala Khanmalek, Heidi Andrea Restrepo Rhodes – A Decolonial Feminist Epistemology of the Bed. A Compendium Incomplete of Sick and Disabled Queer Brown Femme Bodies of Knowledge, Frontiers: A Journal of Women Studies, Vol. 41, No. 1 (2020), s.39

[8] Khanmalek, T. ve Restrepo Rhodes, H.A. (2020). A Decolonial Feminist Epistemology of the Bed. A Compendium Incomplete of Sick and Disabled Queer Brown Femme Bodies of Knowledge, Frontiers: A Journal of Women Studies, 41: 1 s.40

[9] Çalışmanın başlığında kistik fibrozis hastalığı nedeniyle ölen sanatçı Bob Flanagan’ın ve yine sağlamcılık ve bakım meseleleri üzerine çalışan çağdaşları Park McArthur ve Constantina Zavitsanos’un isimleri yer almaktadır.

[10] Hedva, J. (2015). Hasta Kadın Teorisi. Çev. Pelin Çakır., https://www.5harfliler.com/hasta-kadin-teorisi/

[11] Feldman, J. P. (2016). Carolyn Lazard: Support System. https://roomandboard.nyc/wp-content/uploads/2016/10/support-system-book-pdf.pdf

[12] Lorde, A. (2017). A Burst of Light: and Other Essays. 

[13] Hedva, J. (2015). Hasta Kadın Teorisi. Çev. Pelin Çakır., https://www.5harfliler.com/hasta-kadin-teorisi/

Lütfen bu sayfadan ayrılmadan önce Orta Format’a destek olmayı düşünün.

Orta Format, güncel sanat ve kültür politikaları üzerine yürüttüğü çalışmalarını belirli ilkeler doğrultusunda, bağımsız ve eleştirel bir hat üzerinde sürdürüyor. Hızla tüketilen içerik akışına karşı, sakin ve konsantre bir alan olmayı; sanat ve hafıza arasında kurduğumuz bağlarla arşivimizi güçlendirerek çok sesli bir ortam yaratmayı amaçlıyoruz. Sanatçıların ve kültür emekçilerinin mücadelelerini görünür kılmayı, entelektüel emeğin değerini savunmayı ve nitelikli bilgi üretimini sürdürmeyi temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz.

Bu çabanın sürdürülebilirliği, sadece kolektif dayanışmayla mümkün. Siz de farklı yollarla bu sürece dahil olabilir, üretimin ve bilginin özgürce dolaşıma girmesine katkı sunabilirsiniz. Maddi destek sağlayarak, çalışmalarımızla paralellik gösteren kişi ve kurumlarla bizi buluşturarak ya da çeviri desteği vererek içeriklerimizin daha fazla okuyucuyla buluşmasına yardımcı olabilirsiniz. Orta Format’ı paylaşarak içeriklerimizi yaygınlaştırmamıza katkı sağlayabilir, böylece yazarlarımızı destekleyebilirsiniz.

Katkınız, Orta Format’ın bağımsız, eleştirel ve erişilebilir bir alan olarak varlığını sürdürmesine doğrudan destek olur.

Okuduğunuz ve dayanışmanın bir parçası olduğunuz için teşekkür ederiz.