Bu

in medias res #1

Orhan Cem Çetin

Orhan Cem Çetin, fotoğraf, edebiyat ve tefekkürü bir araya getiren yazı dizisi in medias res’in ilk bölümünde; dil ile fotoğraf arasındaki ilişkiyi kişisel anılar, kuramsal referanslar ve gündelik gözlemler üzerinden düşünmeye davet ediyor. Fotoğrafın tekil bir işleve indirgenemeyeceğini savunan yazar, kadrajın “bak, bu” deme gücünü merkeze alarak fotoğrafın anlam üretme biçimlerini sorguluyor. İlk bölümüyle başlayan bu tefrika, önümüzdeki aylarda devam edecek.
Bu. Temmuz 2026, Orhan Cem Çetin.

Bu yazıya başlamak için şöyle kuvvetli, ehemmiyetli bir kelime arıyorum. Bir de bakıyorum ki o kelimeyi zaten bulmuşum:

Bu

Herbert S. Terrace, Şempanzeler Dil Öğrenemez: Nim Chimpsky Deneyi kitabında, anne (ya da başka bir yetişkin birey) ve erken yaşlardaki çocuğun aynı şeye bakarak ve birbirine göstererek onun hakkında konuşuyor olmasının, dil öğrenme ve zeka gelişimindeki öneminden söz eder. Bak Cem, bu maymun!

İki (dilerseniz daha çok, bir sınır yok) kişinin bakışlarında ortaklaşması, ortaklaştıklarını kavraması, aynı şeye baktıklarını ve aynı şey hakkında düşündüklerini bilmesi, dialog başladığında önkoşul olarak zemin sağlıyor.

Ya da kaide diyelim; bu arada kaide kelimesinin hem kural hem de sergilenen bir şeyin altına konulan ve ona coğrafya sağlayan, bakın bu herhangi bir şey değil, bu önemli diyen yükselti anlamına gelmesi manidar. Kurallar da birer sahne demek ki!

Konuyu bir an önce fotoğrafa bağlamam bekleniyor, hissediyorum. Olur, haydi yapalım bunu.

Fotoğrafın ne işe yaradığı büyük bir tartışma konusu. Hatırlamak için, kanıtlamak için, ilişik kesmek için, şantaj yapmak için, yalan için, sanat için. Ben de eklemek istiyorum: Bu demek için. Bakılacak nispeten mühim bir şey seçip, birlikte ona bakıp, ve onu birbirimize gösterip onun hakkında konuşarak dilimizi geliştirmek ve zekamızı, aklımızı genişletmek için.

Fotoğrafın ne işe yaradığı neden tartışılıyor ki zaten? Bunu, yani fotoğrafın işlevini konuşalım elbette ama neden kısa sürede alevleniyor tartışma? Her nedense insanlar fotoğrafın tek bir işlevi olmalıymış gibi, onu bulmaya çalışıyor ve o sırada hırçınlaşıyor. Bu konuda bir teorim var, biraz sonra söyleyeceğim.

Diyelim ki başka bir şeyin, mesela bezin yani kumaşın, dokumanın işlevini konuşuyoruz. Kimse tutup, kumaşın asıl gücü örtünme görevidir, ya da bayrak olmaktır, yok efendim, koltukları kaplamak içindir falan demeyecektir. İsteyen yoğurt süzer, isteyen kefen yapar. Ama konu fotoğraf olunca nedense asıl görevi en fazla ikiye ayrılıyor, haydi bilemedin üçe. Bir belge, iki hatıra (niye? hatıra fotoğrafı da bir belge değil mi?) ve üç sanat. Sonra da, eskiden münazara derdik başlıyor atışmalar. Ara Güler sanatçı mı? Değilim diyor? Sokak fotoğrafçılığı sanat mı, belge mi? Belge bizatihi sanat olabilir mi? Neden olmasın? Sanat da belge olabilir mi? Belki Salvador Dali hezeyanlarını belgeliyordu?

Benim teorim şu: Fotoğrafın tek bir işlevi olsa gerek, ve onu bulmalıyız telaşının temelinde tüm fotoğrafların birbirine benzemesi var. Tıpkı tüm otomobiller birbirine benzediği için hepsinin işlevinin aynı olduğunu zannetmemiz gibi.

Evet, oysa bir parça bez gibi fotoğraf da çok farklı işlere yarayabilir; yıkayıp tekrar tekrar başka işler için kullanabilirsiniz. Hatta aynı anda birden fazla işe yarayabilir hemen her şey gibi. Şapkanızla akrep yakalayabilir, su taşıyabilirsiniz.

Fotoğrafın da, yani, aynı fotoğrafın, çoğu zaman birden fazla işe yaradığı pekala söylenebilir. Mesela bir vesikalık fotoğraf aynı zamanda bir hatıra fotoğrafıdır, özellikle de acilen ve mecburen çekildikten şöyle 10 yıl kadar sonra bakıldığında. O noktada zaten vesikalık olma özelliğini çoktan kaybetmiş oluyor. Mecburen.

Tüm fotoğraflar için geçerli ortak bir işlev ararsak, bu demek olduğunu iddia edebilirim.

Kadrajın gücü bu. Bak, serseri gözlerini dizginle, buraya bak! Bakacağın yer burası! Kainatın ve zamanın sonsuzluğu içinden, senin bakman için bu seçildi, sana bu pencere açıldı.

İstanbul’da yaşıyorum. Geçenlerde… Geçenlerde dediysem, en az 20 sene oluyor. Bu lafı da Füreya Koral’dan öğrenmiştim: Geçenlerde Mengü’yle [Ertel] Sarayburnu’na gitmiştik… Geçenlerde dediysem, yine bir 15 yıl oluyor.

Evet geçenlerde bir sabah kalabalık bir Kadıköy – Karaköy vapurunda, arka üst güvertede giderken denizde yunuslar görüldü. Bilirsiniz, çok hoş bir manzaradır, neden hoş bulduğumuzu bilmesem de. Suyun içinde, yüzeyin hemen altında hızla akarak, ara sıra sırtlarını azıcık göstererek vapurla yarışıyormuş gibi yapıyorlar. Olağanüstü bir hareketlenme oldu. Herkes birbirine yunusları gösteriyor! Bak yunuslar! Bak! O sırada kucağında enli sarı siyah askılı iri fotoğraf makinesiyle oturan bir oğlan farkedildi. Yakınındaki herkes birden, “Baksana, yunuslar, çeksene, hadi yunusları çeksene! Bak çok güzeller, çeksene çeksene!” diye ısrar ediyor. Çocuk mecburen makineyi çalıştırıp isteksizce ayağa kalktı, yalandan yunusları görmeye çalışıyormuş gibi bakındı. İnsanlar zaten o noktadan sonra tekrar denize döndüler, çocuğu izleyen bir ben kaldım.

Böyle şeyler oluyor. Bana da yapanlar oluyor. “Görsen, tam senlik. Çeksene?”

Böyle insanlara çeksene mafyası adını taktım. Neyse ki şimdilerde herkes kendisinin tetikçisi. Bugün olsa 100 kişi yunusları çekerken sadece sarı askılı çocukla ben seyretmekle yetinirdik. Zira fotoğrafçılar olur olmaz her şeyi bu bu diye göstermenin ayıp olduğunu herkesten daha iyi bilirler.

sürecek

Kaynaklar ve Notlar

[1] Koç Üniversitesi Yayınları, 2021, Çeviri: Dr. Mehmet Doğan

Lütfen bu sayfadan ayrılmadan önce Orta Format’a destek olmayı düşünün.

Orta Format, güncel sanat ve kültür politikaları üzerine yürüttüğü çalışmalarını belirli ilkeler doğrultusunda, bağımsız ve eleştirel bir hat üzerinde sürdürüyor. Hızla tüketilen içerik akışına karşı, sakin ve konsantre bir alan olmayı; sanat ve hafıza arasında kurduğumuz bağlarla arşivimizi güçlendirerek çok sesli bir ortam yaratmayı amaçlıyoruz. Sanatçıların ve kültür emekçilerinin mücadelelerini görünür kılmayı, entelektüel emeğin değerini savunmayı ve nitelikli bilgi üretimini sürdürmeyi temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz.

Bu çabanın sürdürülebilirliği, sadece kolektif dayanışmayla mümkün. Siz de farklı yollarla bu sürece dahil olabilir, üretimin ve bilginin özgürce dolaşıma girmesine katkı sunabilirsiniz. Maddi destek sağlayarak, çalışmalarımızla paralellik gösteren kişi ve kurumlarla bizi buluşturarak ya da çeviri desteği vererek içeriklerimizin daha fazla okuyucuyla buluşmasına yardımcı olabilirsiniz. Orta Format’ı paylaşarak içeriklerimizi yaygınlaştırmamıza katkı sağlayabilir, böylece yazarlarımızı destekleyebilirsiniz.

Katkınız, Orta Format’ın bağımsız, eleştirel ve erişilebilir bir alan olarak varlığını sürdürmesine doğrudan destek olur.

Okuduğunuz ve dayanışmanın bir parçası olduğunuz için teşekkür ederiz.