“Şiddet biçimlerine sessiz kalmamak, ismini koymak, kamusal mecralarda ifşa etmek feminist politikanın en güncel tartışmalarından bir tanesi. Anlatılar ve beyanlar doğrultusunda açılan bu tartışmalarda nasıl bir adalet talep ediliyor? Ortaya çıkan ve paylaşılan bilgilerin patriyarkayı bütüncül olarak kavramamız için ne gibi bir işlevi var, hangi destek mekanizmalarına ihtiyaç duyuyoruz?” Bu konuşma, Orta Format’ın Niyet dosya konulu 31. Güncellemesi için kaydedilmiş, ardından Niyet kitabı için metinleştirilerek yayımlanmıştır.
Feminist politikada ifşa konusu bağlamında dünyada ve Türkiye’de en çok konuşulan konulardan biri #metoo hareketi. Bu hareketin çeşitli versiyonlarından, yerel versiyonlarından, uluslararası versiyonlarından söz ediyoruz ve bununla aslında şiddet biçimlerine sessiz kalmamayı tartışıyoruz. Yani bu şiddet biçimlerinin ismini koymak, bunları kamusal mecralarda ifşa etmek… Bu tartışmanın konusu ifşanın çok yaygın, çok başvurulan bir yöntem olmasının dışında; feminist politika açısından nasıl bir yere denk düştüğü ve bununla ilgili ne yapılabileceği üzerine düşünmek.
İfşa edenlerin, yani çoğunlukla kadınların ve LGBTİ+’ların niyeti
Öncelikle ifşalar derken neden bahsediyoruz, hızlıca buna bakalım. Aslında ifşalar son birkaç sene içinde ya da #metoo hareketi ile ortaya çıkmış değil. Amerika’dan başlayarak yaygınlaşan #metoo hareketinin Türkiye’de de bir takım etkileri olsa da, benzeri bir durum 90’lı yıllarda Türkiye’deki feminist harekette de vardı. Adı ifşa olmasa da, hep gündemdeydi. Çünkü gündemden inmeyen bir erkek şiddeti konusuydu.
Ben 2008’den beri feminist hareketin içindeyim ve kendi tanık olduğum süreci inceleyeceğim. Bu süreçte bir şey hiç değişmedi: Kadın cinayetleri… Her zaman başat konu bu oldu. Dahası erkek şiddeti ve bu konuyla mücadele konuşulurken, olmazsa olmaz bir eksen olarak şu vardı: Yakınlardan gelen erkek şiddeti ve şiddet biçimleri arasında bağlantı kurmak. Eskilerin “Tokattan Cinayete, Bir Şans Daha Verme!” diye bir sloganı vardır. Orada da şiddet biçimlerinin birbirlerini mümkün kıldığı anlatılmaktaydı. Tanınmayan bir insandan sokakta gelen taciz gibi değil bu. Kurumsallıklardan ve pozisyonlardan gelir veya hemen yanı başımızdaki aile, baba/ağabey, sevgili/eski sevgili, arkadaşlık ilişkileri bu durumu yaratabilir. Hatta politik ilişkiler, yani yoldaşlık ilişkileri de buna dahil edilebilir.
Bu çevreler içerisinde çeşitli erkeklik biçimlerini görünür kılmaya çalışmak ve ifşa yöntemine başvurmak yeni bir gündem değil. Elbette tarihsel bir bağlantı var fakat yöntemdeki keskin farklılığı görmek de mümkün. Bugün, sosyal medyada nokta atışı bir olay üzerinden bir ifşa etme pratiğiyle karşı karşıyayız. Bu pratikte kişinin ifşa etmek istediği konuda kendi başına ya da küçük bir grupla hareket ettiğini, ama süreçlerin aslında tam olarak örgütlenmediğini ve dolayısıyla taleplerin de buna göre belirlendiğini görüyoruz. Gezi sürecinden sonra da feminist örgütlülüklerin (Dernek ve vakıflardan bahsetmiyorum, politik inisiyatiflerden/kolektif örgütlerden bahsediyorum.) yok denecek bir noktaya gelmiş olması gibi çok önemli bir fark ortaya çıktı. Bu da tabii ki bu konuların tartışma zeminlerini azaltıyor. Süreci politik bir örgütlenmeye dahil olarak tartışmak, başka şekillerde tartışmaktan ayrılıyor. Bunun önemli bir fark olduğunu düşünüyorum.
Özellikle son birkaç senede cinsel taciz, cinsel saldırı gibi yasada suç olarak tanımlanmış fiillere karşı şikayetler, suç duyuruları oldukça görünür oldu. Ama çoğunlukla yasal alanın dışına çıkan aşağılayıcı muamele, ilişki içerisinde rızanın inşa edilmesi, flört şiddeti, manipülasyon, cinsel şiddet gibi durumlar da var. Bunlar erkeklik biçimleri; heteronormatif olarak yaygınlaşmış ve kabul görmüş ilişki biçimleri. Bunlar hukuka gidildiği zaman cevap alınması güç olan, hukukta düzenlenmesi olmayan mevzular.
İfşa Edilen Failin veya Şiddet Uygulayanın Niyeti
Gelelim niyet meselesindeki kategorizasyona… Niyet meselesini düşünürken önce ifşa edilenden başlayacak; ardından ifşa edene, tanık olanlara ve dinleyenlere geleceğim. İfşa edilenin ifşa edeni suçlayan, hakaret dolu ve aşağılayıcı; yani yeniden şiddet üreten pozisyonunu bir yana bırakıyorum. Çünkü bu zaten bir şiddet ifşasının sonucuna ekstra bir şiddetle cevap veren kişi modeli. Çoğunlukla karşı karşıya kaldığımız durum ise kişinin böyle bir durumda böyle bir şeyi yapmadığından ve kendisinden çok emin olduğu, kendisine iftira atıldığını ve linç edildiğini düşündüğü, inkar eden model. Bir de bundan daha iyiymiş gibi görünen ve yarım ağız özür dileyen “Ben öyle bir şey yapmadım aslında ama karşı taraf öyle algıladıysa özür dilerim.” diyen bir pozisyon var. Bunu son edebiyat ifşalarında ifşa edilenlerin cevap metinlerinde gördük.
Bunlar birbirlerinden farklı gibi dursa da aslında aynı yerden yola çıkıyor: Sorumluluğu almayan, bunun yerine karşı tarafa “O bir şeyi yanlış anlamış, o bir şeyi yanlış görmüş.” diyen bir savunmacı pozisyon. Peki burada niyeti nerede düşünüyoruz? Niyet açısından baktığımız zaman, “Pardon biz bu toplumda yaşıyoruz, ilişki denen şeyi biz böyle öğrendik. Üzerine çok düşünmedik. Çeşitli avantajlarımız vardı, kendimizle meşguldük, kendimizi ön plana koyduk.” gibi açıklamalar yapan “erkekler” -adını öyle koyayım- görmüyoruz. “Ben taciz niyeti ile yapmadım ama taciz etmiş olabilirim karşımdakini.” diyen açıklamalara da rastlamıyoruz. Varsa da tek tükler. Bu da aslında “niyetsizliğin niyeti” gibi bir durum ortaya çıkarıyor. Çünkü orada verilen ifşa metnine karşı bir beyan ortaya çıkıyorsa, bir olay aktarımı varsa, kişinin kendisine bakıp meselenin, patriyarka denen şeyi birazcık kurcaladığı zaman “Pardon biz bunu böyle yapmışız.” diyebileceği birçok donesi var hayatta. Örneğin işyerinde bir patronun çalışanını ya da asistanını sıkıştırması çok gördüğümüz, olağan bir mesele. Ya da sevgililik ilişkisinde erkeğin karşı tarafın isteği olup olmadığını hiç düşünmeden ve sormadan bir cinsellik versiyonu dayatması… Ya da bazı işleri erkeklerin, bazı işleri kadınların yapmasının normalleştirilmiş olması… Bunların hepsinin çok olağan, sıradan ve tekrar eden şeyler olduğunu biliyoruz. İstemeden buna katkı yapmış da olabiliriz. Bunları görmememiz bana niyetsizliğin niyetini söyletiyor. Sonuç olarak, sorumluluk almamak bunun adı. Öte yandan “Niyetim o değildi ama anlıyorum ki eşitsiz durumdan yararlanmışım ve yanlış yapmışım. Böyle hissettirmişim.” diyerek niyetin gösterilmesi ise bizim karşılaşmadığımız bir durum.
İfşa Edenin Niyeti
Buradan ifşa edene geleyim. İfşa eden derken; anlatısını kamusal hale getiren, beyanda bulunan, bir bilgi veren, bilinmeyeni açık eden, tanığı olmayan ya da sınırlı sayıda tanığı olan kişiden bahsediyoruz. Burada nasıl bir talep ve adaletten bahsediyoruz? İfşayı yapan kişi nasıl bir adalet talep ettiğini söylüyor mu? Yoksa biz dinleyici olarak (Bu arada ben de ifşa eden pozisyonunda olabilirim tabii ki ama şimdi dinleyici pozisyonuna odaklanacağım.) buradaki bütün toplananları aynı pozisyona mı koyuyoruz? İfşada talep açık değilse aynı adaletten, aynı sonuç ilişkisinden mi bahsediyoruz? Ortaya çıkan meselelerin sonucunda çeşitli hareketlerde bulunulabilir. Mesela sosyal çevreden dışlamak, okul içerisinde uzaklaştırmak, sosyal platformdan atmak, WhatsApp grubundan çıkarmak gibi sonuçlar olabilir. Peki bir af süresi var mıdır? Ya da ifşa edilenin muhatabı var mıdır? Varsa kimdir? Bunlar nerede tartışılır? Bu konuları ifşa eden pozisyonu açısından değerlendirdiğimizde, soruların cevaplarının biraz bulanık olduğunu görüyoruz. Aslında biraz arka plana baktığımızda, temel olan talep ve ihtiyacın da güçlenme isteği olduğunu görüyorum. Yani öyle bir düzen olsun ki, bu sosyal düzende eşitsizlikler olmasın. Böyle bir şeye maruz kalındığında hayır denilebilsin, incinilmesin ya da içinden çıkılabilsin. Peki bu olabilir mi? Bir bilgi kamusallaştırıldığında, birileri bunu bildiğinde adalet otomatik olarak sağlanır mı? Tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz o talep yerine gelmiş olur mu?
Burada bir sorun olduğu açık. Bu durum post truth çağından önce de böyleydi. Bir bilgiyi ortaya koyduğumuz zaman, bu bilgi kendi kendine adil bir değerlendirme sürecine maruz kalır mı, söylemek zor. Herkes aynı şeyi düşünmeyecek, anlamayacak. Nitekim sistemin kendisi buna izin vermiyor ve bu yüzden destek mekanizmalarına ihtiyaç var. Bunlar kastettiğim yasal mekanizmalar değil, yani bu etik olarak başka bir tartışma. Yasal mekanizmaların nasıl olması ve buralarda nasıl devreye girmeleri gerektiği, bizim onlara nasıl başvurmamız gerektiği başlı başına bir tartışma. Ancak zaten ifşalarda da çoğunlukla yasaların dışında müdahale alanlarına ihtiyaç olduğunu görüyoruz.
Tanıkların ve Dinleyicilerin Niyeti
Buradan da tanıkların veya dinleyicinin niyeti meselesine geçebiliriz. Bir ifşa olduğunda veya patriyakal bir eylem açığa çıktığında; bunu okuyan, dinleyen, tanık olan kişi ne yapar? Bizler şiddet ve taciz olayı iki kişi arasında gerçekleştiği için, bunu o iki kişi üzerinden algılıyoruz. Ama bu feminist bir yöntem ise bilgiyi kamusallaştırmak ve bununla bir yere varmak konusunda dinleyiciye de bir rol düşüyor. Yani bu aslında bireyselle sistematik arasındaki bağlantıyı kuracak olan nokta. Birey olarak kişinin “Ben kendi Facebook hesabımdan bir ifşada bulundum.” dediği yer ile karşı tarafı cezalandıracak bir sonuca varma noktası arasında kocaman bir dinleyiciler grubu var. Orada neler olduğu, bence bugün ifşaların tartışılmasında en önemli yere denk düşüyor. Kişinin kendi hesabından yaptığı ifşa ile daha sistematik ve kolektif olan ifşa arasındaki bağlantıyı kuracak olan yer burası. Dolayısıyla soru şu: Sosyal ve politik çevrelerimizde kendi gündelik hayatlarımızdaki destek mekanizmalarımızı nasıl yaratırız? Burada çok temel ve atlanan alt soru da şu: Kendi hayatlarımıza nasıl bakarız? Tüm bu eleştirdiğimiz, açık ettiğimiz şeyleri kendimiz nasıl üretiyoruz? Üretilmesine gözümüzü kapıyor muyuz? Böyle açığa çıkan bir mesele sonucunda bunu “O ifşa edildi, WhatsApp gruplarından çıkarıldı”dan öteye nasıl geçiriyoruz? Dolayısıyla ben konunun ana eksenini dinleyicilerin ve tanık olanların niyetlerini konuşmakta ve bu destek mekanizmalarına bakmakta görüyorum. Bu tabii ki başta devlet tarafından sağlanan/sağlanmayan destek mekanizmalarıyla başlıyor. Mesela bekar, yalnız yaşayan ya da partneriyle evlenmeden birlikte yaşayan kadınların hedef haline getirilmemesi, sosyal devlet açısından destek mekanizmalarının olabilmesi, heteropatriyarkal aile formu dışında hayat kurulabilmesi… Bu durumların devlet nezdinde dezavantajlı olmaması gereklidir. Ancak tüm bu söylediğim varoluş biçimleri şu an Türkiye’de devlet nezdinde destek görmeyen haller. Aile içerisinde anne olarak var olmadığınız sürece çeşitli açılardan yalnız bırakılıyorsunuz. Üniversite okumak için evden ayrılıyorsunuz, ama eve çıkarken devlet, komşu, mahalle tarafından desteklenmiyorsunuz. Biraz daha daraltarak ilerleyeyim: Sosyal çevreler içerisinde, arkadaş çevrelerinde nasıl bir sosyal yaşam kuruyorsunuz? Mesela manipüle eden, şiddet uygulayan, flört şiddeti uygulayan kişilere nasıl muamelelerde bulunuyorsunuz? “O öyle istiyor, çok aşık.” ya da “Onun ilişkisi öyle.” diyerek uzak mı duruyorsunuz? Bütün bunların nasıl yaşandığı, devletten küçük arkadaşlık gruplarına kadar dayanışma ilişkilerini nasıl kurduğumuz ile alakalı. Yani biri diğerinden o kadar bağımsız değil. Biz bir yerlerden taleplerde bulunuyoruz ama kendi sosyal çevremizi nasıl organize ediyoruz? Biz bu hayatı yaşarken çevremizde nasıl bir destek mekanizması var? Bunları sorgulamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Dediğim gibi kendi sosyal hayatlarımız, aile ilişkilerimiz, politik dayanışma alanlarında kurduğumuz ilişkiler bizim sorumluluğumuza dahil.
Bir işyerinde tacize uğradığınızda, karşınızdaki insan sizi eziyorsa, mücadele ancak başka yerden güçlenme sağladığınız zaman mümkün olabiliyor. Bir diğer nokta da bu açığa çıkan eylemi dinleyen, izleyen, tanıklık eden kişilerde; ifşa edilenden bahsederken söylediğim argümanlara benzer ifadelerin söylenmesi: “O da evine gitmeseymiş, flört etmeseymiş, gece niye o saatte dışarıdaymış?” Bunun gibi yaşanan olaylar karşısında üretilen patriyarkal yaklaşımlara feminist bir yerden cevap verebilmek gerekiyor. Biz şu tarz durumlarla çok karşılaşıyoruz: “X kadın gitmiş çalışmaya başlamış onunla. Adam da yanağını okşamış o da istifa etseymiş.” Belli deneyimler içerisinden bu tür durumlara baktığımızda, bunların neden gerçekçi olmadığını anlatabilmek, niyet açısından baktığımızda destek alanını büyütecek şey aslında. Anlattığım tablo içerisinde kendisi rahatsız olmasına rağmen istifa edemeyen genç kadın çalışanın durumunu anlamak için bu boşluklu yapı içerisindeki alanlarda ayakta durmaya çalışan, özellikle çeşitli dezavantajlara sahip, örneğin okumaya gitmiş genç kadın gibi düşünün. Bunu düşünmek oradaki baskıcı, rahatsız edici ya da taciz içeren ilişki biçiminin nasıl sürdüğünü anlamaya el veriyor aslında. Rahatsız olunan davranışa rağmen neden bir şeyler sürdürülür? Evet sürdürülür, çünkü güvence alabileceğiniz başka yerler yoktur. O işe mahkumsunuzdur, çünkü evden ayrılıp o işe çalışmaya gelmişsinizdir. Öğrencisinizdir, bir hoca ile proje yapıyorsunuzdur, hocanın davranışlarından hoşlanmıyorsunuzdur; ama sürdürmeniz gerekir çünkü mezun olacaksınızdır. Hiçbir şeye iki boyutlu bakmamak gerekir. Çok fazla dinamik var ve dinamiklerin çoğu da güvenceli alanların olmamasından kaynaklı “Evet” deme halidir. Aslında bu deneyimler çok fazla ortaklaşıyor ve açığa çıkarılıyor. Yeni yeni insanlar bu deneyimleri baştan yaşıyorlar. Bu nedenle öncelikle kendi çevrelerimizden başlamak ve bir muameleye maruz kaldığımızda, o çevrenin bu muameleyi tolere etmemesi ve kabul etmemesi üzerine uğraşmak çok önemli. Bunların yapılabilmesi de duyduğumuz ifşalar karşısında birbirimizle daha güvenli ve açık bir şekilde konuşabilme alanımızı açacaktır.
Bir yandan da birinin “Ben bunları bunları yaşadım ve travmatize oldum.” demesinin sonucunda, “Canım bunları neden bu kadar büyük yaşadın?” diye soran birine çok sert cevaplar verilmesi gerekiyor. Çünkü bu soru, destek ilişkisinin tam olarak olmaması ve yalnızlaşmanın bir sonucu olarak ortaya çıkarıyor. Biz birbirimizle bazı şeylerin bu kadar büyük yaşanamayacağı hakkında konuşabiliriz. Bütün şiddet biçimlerini aynı potada eritmememiz gerektiği hakkında konuşabiliriz. Her travmatik addedilen olayın aslında travmatik olmayabileceğini ya da başkalarının aynı deneyimden aynı şekilde etkilenmeyebileceğini birbirimize anlatabiliriz. Bunlar birbirine inanmama değil, birbirini güçlendirme hikayeleri olarak yaşanabilir. Şu an bunun çok ince bir sınırda olduğu bir dönem içindeyiz. Çevremizde şu an yaşanan gelişmeler açısından bunu söylüyorum. Bu tabii yan yana geldiğimiz zeminlerin sadece ifşalamalar üzerinden olduğu zamanlarla da ilgili olabilir. Bir konu özelinde değil, başka konular özelinde de yan yana gelebilmeniz durumunda, bir ifşa konusu gündeme geldiği zaman yanınızdaki insanın fikrini daha sakin ve samimi bir şekilde dinleyebilirsiniz.
Burada şunu da açıkça söyleyeyim. Şu an hepimiz ifşaları düşünüyoruz ama bununla hangimizin aklına ne geliyor tam olarak, kim bilir… Cinsel şiddet, cinsel saldırı, laf atma, aşağılayıcı muamele… Bunların aşama aşama birbirinden farklı tanımları ve karşılıkları olan durumlar olduğunu, bir yandan da buna maruz kalanlar cephesinde deneyimlerin çeşitlendirilebileceğini görmek gerekiyor. Bu bizi hem durumu suç-ceza ikiliğine indirgeyip, daha fazla ceza isteme pozisyonundan kurtarır; hem de bir davranışın karşısında bir tane cevap biçimi, bir tane deneyimleme biçimi olmadığını hatırlatır diye düşünüyorum. Mesela tamamen kaba bir cümleye indirgeyerek, “Taciz etti ama sonra o da bir ay evden çıkmadı.” cevabının, maruz kalanlar için güçlendirici olduğunu hiç düşünmüyorum. Bu yüzden de açığa çıkanları birbirine eşitlememenin, maruz kalanların deneyimlerini aynılaştırmamanın önümüzde açacağı deneyim alanlarını ve destek mekanizmalarını büyütecek şeyleri düşünme zamanının artık geldiğini düşünüyorum. Biz bunu feminist politikanın bir tartışması olarak görüyoruz ve şiddet meselesi feminist politikanın olmazsa olmaz konusu. Hepimiz bunda hemfikiriz. Kadın cinayetlerinin bu kadar yoğun olduğu bir ortamda, sistematik ve sonu ölüme giden bir şiddet biçimini tartışırken kadınların deneyimlerini tekleştirmemek, aynı şekilde “şu erkek” gibi bir mücadele hedefi koymamak ve aslında deneyimler arasındaki farkları, ortaklıklar kadar, ortaya koymak bana güçlendirici geliyor.
İfşa tartışmalarında maruz kalınan deneyimler hakkında daha fazla konuşup onları anlamlandırma hali, hem her şeyi aynı potada eritmemek için hem de bunların isimlerini koymak için önemli. Bir yandan da farklı stratejiler, farklı çıkış noktaları, farklı ezilme biçimleri hakkında bilinçlenerek de kadınların ve LGBTİ+’ların deneyimlerini çeşitlendirmek ve anlamlandırmak gerekiyor. Bunu politik bir yerden de söylüyorum. Öldürülmemek adına, hiçbir yerden sesini duyuramadığı için şiddete maruz kalmış kadının sesini Twitter’dan duyuran bir kadın ile işyerinde tacize uğrayan kadın arasında bağlantıyı kurarken o farklılıkları küçültmemek gerekiyor. Eksik mekanizmaları, hangi desteğin yetersiz kaldığını ve bu pozisyonların nasıl yan yana düştüğünü görmek gerekiyor. İlk örnekte polisin gereğini yerine getirmemesi, diğerinde işyerinde kimsenin ses çıkarmaması örneğin. Aslında bir tane sorumlusu olmayan ve hepimize sorumluluk düşen bir pozisyondan bahsediyorum.
***
Bence bugünkü örgütlenme meselesinde bir mecra değişikliği var. Bu durumun hem eskinin pratiklerinin ve örgütlerinin değişmesi ile hem de sosyal medyanın gelişmesi ile çok ilgisi var. Bugünkü ifşalarda örgütlenme ifşa edenden çok, bu kişinin ifşa bilgisini verdiği kitleye geçmiş durumda. Yani ifşa süreçleri örgütlü süreçler olsa bile; talep, yöntem, süreçlerin planlanması gibi konular ifşa eden kişiden çok ifşanın ulaştığı kişilerin üstünde. Sistematik bir bakışı, mücadele ve güçlenme alanlarını çoğaltmak gerekiyor. Bu yüzden dinleyici ve tanık üzerinden niyeti, aslında dinleyiciye atfediyorum.
İki tane de niyet örneği vereyim. Bir tanesi Susma Bitsin Platformu. Dizi ve sinema sektöründeki kadınların 2008’de kurduğu bir platform. “Bu tip ifşalar oldu. Biz bu tip ifşaların sonucunda, bu alanın mücadelesini vermek üzere kurulduk.” dedikleri bir yer. Bir diğeri erkekler meselesini düşünürken aklıma geldi. Polonya’da 2021’de erkeklerden oluşan bir grup tarafından kurulan The Boys Performative Group. “Biz toplumsal cinsiyet rollerinin bu şekilde olmasından yıldık, sadece erkekler bir araya geliyoruz ve bu alanda çalışıyoruz.” dedikleri bir yer.
Bu arada, ifşa konusu üzerinden düşündüğümüzde şu eksikliği de görüyoruz: Birisi ifşa edildi, nereye başvuracak? Onu feministler dinlemeyecek, istemiyorsa ifşa eden de dinlemeyecek. Ama o kişi de bir yere gidip bir şeyler sormak istiyor. Bunun eksikliği sürekli söylenir. “Bu erkekler mağdur ediliyor, kimse onları dinlemiyor.” diye. Bu feminizmin eksikliği midir yoksa bu alanda bir şeyler yapma niyeti olan, bilhassa erkeklerin oluşturabileceği bir şey midir? Bunu da bir soru olarak ekleyeyim.
Sonuç olarak, tartışmalarda niyet esas mı? Bence, büyük ihtimalle değil. Aslında biz açığa çıkan meselelerde kimin niyeti neydi diye bakmıyoruz, bakmak zorunda da değiliz. Niyet irdelemek, niyet okumak bizi mağdur suçlayıcılığına götürebilir. Bana kalırsa bu meseleleri konuştuğumuzda sistemi sarsacak ve bütün bu konuştuğumuz erkeklik biçimlerini ortadan kaldıracak yegane şey, kadın ve LGBTİ+’ların güçlenmesinin mekanizmalarını arttırmaktır.