Niyet ve Eylem

Tanıl Bora

Bu metin ilk olarak Orta Format Güncelleme#31: Niyet’te, konuşma formatında yer almış ve konuşmadan deşifre edilerek metinleştirilmiştir. Konuşmanın tamamını dinlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=k1pLIe3xYcY&t=2708s


Tanıl Bora, “niyet” kelimesinin peşine düşerek amaç, irade ve eylem arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Sözlüklerden dinî düşünceye, Abaelard ve Kant’ın etik anlayışından psikolojideki niyet-eylem açığına uzanan yazı, niyet etmenin neden her zaman eyleme dönüşmediğini ve iyi niyetin ortaya çıkan sonucu ne ölçüde açıklayabileceğini tartışıyor. Buradan “niyet okuma”nın diline ve siyasal kullanımına geçen Bora, hem bir başkasının ne kastettiğini anlamaya çalışmanın gerekliliğini hem de niyet atfının kolaylıkla bir önyargı ve komplo aracına dönüşebileceğini hatırlatıyor.

Niyet, Arapça kökenli bir kelime; plan, tasarı anlamına geliyor. Ötüken Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, anlamlarını şöyle sıralıyor: 1. Kişinin bir amaca yönelmesine neden olan düşünce, tasarı maksat, gaye. 2.  Bu amacın kendisi. 3. İbadetlere başlamak için karar verdiğini belirtme ve başlangıç duasını okuma işi. 4. Çekilen fal kâğıdı. Türk Dil Kurumu da üç anlam tarif ediyor: 1. Bir şeyi yapmayı önceden isteyip düşünme, maksat. 2. Fal gibi kullanılmak amacıyla içine mâni yazılıp katlanmış veya şekerlere sarılmış kâğıt parçası. 3. Namaz kılmaya, oruç tutmaya ve abdest almaya karar verip başlama.

Batı dillerindeki karşılığı ise amaç, maksat; esasen intention. Kelime, 14. yüzyılda Fransızcada murat etme, tasarlama, amaçlama, isteme, arzulama anlamlarını kuşanmış. Latince intentionem’e dayanıyor: “Ger(il)me, kasma, cehdetme, çabalama; ilgisini-dikkatini verme.” intendere fiilinden gelmiş, düz karşılığı, germe-kasma.

Günlük dilde niyet kelimesi; amaç, gaye, maksat kavramlarıyla yakın anlamlı kullanılıyor. Niyette, duygusal ve manevî yatırım biraz daha güçlü. Amaçla, gayeyle ilgili bir iradî “adanma”nın imâsı var. 

*

Ciddi bir projeye veya külliyetli bir krediye, borca talip olanlardan niyet mektubu istenir ya… Bu niyet mektubu; amacın, hedefin beyanından gayrı, onu gerçekleştirme kararlılığına ve bu kararlılığın teminatı olan liyakat ve donanıma sahip olunduğunu göstermelidir.

İyi niyet/kötü niyet, iyi ve kötü amaçlar ayrımına nazaran duygusal ve manevî yükü daha ağır bir ayrımdır. Zamanımızın özgürlükçü felsefecilerinden Comte-Sponville, çağdaş (ve seküler) bir yedi günah listesinde kötü niyeti de zikrediyor. İyi niyet de müphem bulunabilir, hatta güvenilmez olabilir; ama kötü niyetin kötülüğü açıktır!

Türkçede niyeti bozmak, -kararından dönmek, mesela oruca başlamışken tutmamak gibi- doğru yoldan ayrılmayı; niyeti bozuk olmak, zaten (baştan, yapısal olarak, “fıtraten”) kötülüğe “adanmış” olmayı anlatır. 

Niyet kelimesinin duygusal ve manevî yatırım yükü, İslâmî kullanımında da belirginleşiyor. Doğrudan doğrudan dinî ibadete göndermede bulunan bir anlamı olduğunu zaten sözlükler hatırlatıyor. Birisinin oruç tutup tutmadığını yoklamak için sorulan parolayı bilirsiniz: “Niyetli misin?” Dinî anlamıyla niyet, ibadet iradesidir. Âdet olsun diye, alışkanlıktan yapılan fiille ibadeti birbirinden ayıran kilit unsurdur. Niyetin meyilden, insiyakî olandan farklılaşması için; zihnen ve kalben öğrenilmesi gerekir. Bir hadise göre, “Ameller niyetlere göredir.” yani bir amel (eylem, edim) ancak Allah rızası için, ibadet kastıyla yapılırsa makbul sayılabilir. Mesela abdest alırken besmele çekmeyi ve niyet beyanını unutmanın abdesti geçersiz kılmayacağına, fakat sevaptan mahrum bırakacağına dair bir hüküm var. 

*

Eh, niyet tutma, niyet çekme “amellerinde” de, niyete yüklenen bir manevî anlamın izini görmüyor muyuz? Belki tek tanrılı dinler öncesinde, paganlıktan devreden bir metafizik… İstemeye, isteyerek yapma iradesine atfedilen bir metafizik… Kimi (post)modern spiritüel mezheplerde “niyetin gücüne” atfedilen varoluşsal anlamda da (“Neye inanırsan o gerçeğin olur.”) görüyoruz bu metafiziği.

“Niyetleriniz kabul olsun.” duası/niyazından “Niyetleriniz gerçek olsun.” reklam sloganına çıkan kısa yol da, meta fetişizminin metafiziği!

*

İslâmiyette, niyet edilen bir amel bir nedenle gerçekleştirilemese bile, sırf iyi niyet için sevap kazanılacağına inanılır. Dahası, iyi niyetin, -kötülük veya günah vasfını ortadan kaldırmamakla beraber-, mubahlara bile salih amel statüsü kazandırabileceğine inanılır. “Zaruret haramı mubah kılar.” pragmatizmine komşu bir yorum. 

Niyetin eylemden üstün addedilmesine Hıristiyan skolastiğinde de rastlıyoruz. 11-12. yüzyıl skolastik düşünürü, akılcılığa yatkınlığıyla tanınan Abaelerd, niyet etiği ile biliniyor. Kişinin eyleminin etik değerlendirmesinde eylemin zahirî sonucu değil, eyleyenin niyeti esas alınmalıdır onun fikrince. “İyi” ancak niyettedir. Niyet, tek başına kurtuluşu sağlamaz ama günahtan korur. Çünkü Tanrı insanın yapıp ettiklerinde tezahür edene değil, kişinin kalbine bakıyordur. Tecavüz gibi eylemlerin iyi niyetle aklanıp aklanamayacağı gibi bir meselede, açıkça ortaya koymasa da, bazı eylemlerin iyi niyetten doğamayacağı kanısında gibidir. Bununla beraber, burada kötülüğün (günahın) bir arzuya veya şehvete teslim olmakta değil, o arzuyu kalben onaylamakta aranması gerektiğine açılan bir kapı da var gibidir.

*

Abaelerd’in niyet etiği, kendi zamanında da Katolik ilâhiyatı içinde çok tartışılmış bir yaklaşım. Bazı çağdaş yorumlar, Abaelard’ın nesnel bir etik çerçeve çizmekten ziyade, etik davranışın öznel dolayımıyla meşgul olduğunu ileri sürüyorlar. Hatta onu Kant’ın niyet anlayışının yakınında konumlandırmanın mümkün olduğunu düşünüyorlar. Kant’ın zihniyet etiği veya niyet etiği diye Türkçeleştirilen Gesinnungsethik anlayışında da, eylemler amaçlarıyla değerlendirilir. Ancak Kant’ın “tam olarak” amaçlardan veya niyetlerden değil ilkelerden veya düsturlardan söz ettiğini unutmamalı. İlkeler, eylem niyetleridir. Her amaç, her niyet bir ilke oluşturmaz. Bir ilkeye sahip olmak, belirli bir biçimde eylemde bulunmaya dönük bilinçli kararlılıktır. O ilkelerin yön verdiği bir şekilde eylemeyi gerektirir. Bu ilkeler de tekil bir vakada değil hayatın her alanında geçerli eylem ilkeleri olmalıdır. İslâm düşüncesindeki küllî niyet – cüz’i niyet ayrımına benzetilebilecek bir ölçü…

Kant’ın etiğinde ayırt edici olan, niyet-eylem tutarlılığı. Onda “niyet” kavramına tekabül eden eylem ilkesi, eylemin sadece hedefine değil eyleme tarzına da şâmildir; insanın nasıl eyleyeceğine de nizam verir. 

*

Eylem-niyet ilişkisi, hassas. “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.” lafını bilmeyen yoktur. İyi niyetin kötü sonuçlar doğuran bir eylemi aklaması veya en azından hoşgörülür kılması, geleneksel dinî düşüncede tutamak bulabilirdi; modern zihin için bu daha zordur. Nitekim iyi niyete itimat etmemeyi telkin eden bu laf, modern zamanlarda moda oldu. Hatta, “iyi niyet” atfının, çok zaman apolojetizmin nesnesi kılınabildiğini söyleyebiliriz; bir mazeret, bir hafifletici sebep yerine geçiyor! 

*

“Neye niyet neye kısmet” davası: Niyet-eylem yarığı veya boşluğu, psikolojinin üzerine eğildiği bir konu. Thomas L. Webb ile Paschal Sheeran bu tutarsızlığı kavramlaştırmışlar; niyetlenmenin o niyetin gerektirdiği davranışa, eyleme yol açmamasının sıklıkla rastlanan bir durum olduğundan hareketle,  bu tutarsızlığın mekanizmasını incelemişler. Sheeran ve Webb öncelikle, niyetin “kalitesi” üzerinde duruyorlar. Bu kaliteyi belirleyen üç etken var. Birincisi, hedefin somutluğu ve zorluk derecesi: Erişilebilir bir hedef mi, eyleminizle onu gerçekleştirebilir misiniz? İkincisi, niyetin temeli: Bu gerçekten sizin kendi içinizden gelen bir niyet mi, onu gerçekten doğru buluyor musunuz yoksa aslında başkalarının beklentilerine cevap vermeye mi çalışıyorsunuz? Üçüncüsü, zamansal istikrar: Bu niyeti uzun süredir besliyor musunuz?

Niyet “kaliteli” olsa bile, bazen eylemsel karşılığını bulamayabiliyor iki psikoloğa göre. Burada, insanın kendi eylemini düzenleme kabiliyetiyle ilgili sık karşılaşılan üç sebep, yahut üç aşama saptamışlar. Birincisi, başlayamamak! Günlük hayatın karmaşası içinde, rutinin kafesinden çıkıp bir türlü harekete geçememek. İkincisi, devam ettirememek. Eski alışkanlıklara kapılarak, bıkarak, yılarak, yorularak; niyeti doğrultusunda eylemde bulunmayı devam ettirememek. Üçüncüsü, sonunu getirememek: Niyetine uygun davranışı gerçekleştirdiğini düşünerek, yapıp ettiği kadarıyla yetinmek, böylece hedefe varamamak veya bir hedefe erişince, tamamlandığını düşünüp niyetini (ve niyet doğrultusunda yeni hedefler koymayı) “unutmak.”

Sheeran ve Webb, bu zaafları aşmak için bazı yöntemler de öneriyorlar. Kısaca niyetleri “uygulama niyetlerine” dönüştürmek, diye özetlenebilir. Niyetin “plan, tasarı” anlamını öne çıkarmaya dönük bir strateji bu. Beş basamak tarif ediyorlar: İlk olarak niyet ettiğiniz hedefi canlı bir şekilde tasavvur etmek, hayalinizde gözünüzün önüne getirmek. İkinci olarak bu niyet doğrultusunda hedeflediğiniz şeye erişmek için somut olarak ne yapacağınızı belirlemek. Üç: Niyet ettiğiniz gibi olmayacağını hesaba katarak, ne gibi engellerle karşılaşmanızın muhtemel olduğunu düşünmek. Dört: Böyle bir engel çıkması halinde nasıl davranacağınızı kurmak. Beşinci ve son olarak da olası engellerle ilgili “Şöyle olursa şöyle yaparım.” planları kurmak. İki psikolog, tamamlayıcı bir başka yöntem olarak, niyetleriniz doğrultusunda yaptığınız eylemlerin sürekli muhasebesini yaparak ilerleme kaydedip kaydetmediğinizi kontrol etmenin etkili olacağı kanısındalar. Bu muhasebe niyeti, eylemi ve ikisi arasındaki uyumu sürekli ayakta tutmaya da yarayacak.

Bu yaklaşım, Würzburg psikoloji okulunun “ereksel niyetler” ile “uygulamaya dönük niyetler” arasında yaptığı ayrımı da hatırlatıyor. İlki, “X’e ulaşmak istiyorum.” şeklinde, arzuyu ifade eden ve kişiliği “bağlayan” niyetler. İkincisi,  “X vuku bulursa, Y’yi yaparım,” şeklinde, belirli bir durumda belirli bir eylemi yapmayı yükümlenen niyetler. Würzburg okulu da, ikincisinin başarı olasılığının daha yüksek olduğunu “öğretiyor.”

Altını çizeceğimiz husus, herhalde, niyet-eylem ilişkisinin sürekli eleştiriye, özeleştiriye tabi olması gereği.

*

Dilbilim çalışmalarında, niyet beyanını analiz eden çalışmalar yapılıyor. Eylemleri anlamanın ya da anlamlandırmanın, onlara atfedilen niyetle ilişkisi araştırılıyor, mesela. Davranışla ve sözle niyet beyanının etkileri araştırılıyor; belirli bir dilsel ve toplumsal bağlam içinde, farklı türden niyet beyanları karşı tarafa nasıl “geçiyor?” Mesela tarz fiilleri (model fiiller), nasıl bir niyeti aktarma niyetiyle kullanılıyor ve muhatabı hangi kullanımlardan nasıl bir niyet çıkarsıyor?

Demek, “niyet okumanın” dilbilimsel bir düzlemi dahi varmış! Türkiye’de son on, on beş yılın siyasî tartışmalarında “niyet okuma” mefhumu üzerine epey tartışılmıştı. AKP’liler “ilk dönemlerinde,” gizli gündem takip etmekle, “takiye” ile itham edilirken, “niyet okumacı” bir önyargılı tutumla karşı karşıya olduklarından yakınırlardı. Epeydir, iktidar mahfillerinin -köklü anti-komünist geleneğin canlanmasını da görebiliriz burada- kendileri fıldır fıldır niyet okuyorlar. Hiçbir söze, hiçbir davranışa kendisi olma haysiyetini tanımadan, türevler alıp “yorum” taklaları attırarak gizli niyetler yapıştırıyorlar. 

Kemal Can, iki yıl kadar önce niyet okumanın meşruiyetine dair bir yazı yazdı; kötü niyete işaret eden bu olumsuz kullanımın tersine, niyetleri anlamanın pekâlâ bir analiz konusu olduğunu söyledi. Birinin bir şeyi neden söylediğini anlamaya çalışmak, “toplam” anlamanın bir parçasıydı. Bence de öyle. Hele şu post-truth devrinde, berbat manipülasyon harekâtları karşısında, tabii öyle. Ama işte, Kemal Can’ın anlamacı niyet analizi ile komplo zinhiyetiyle soydaş niyet okumacılık arasında büyük bir fark var. Yine niyet-eylem tutarlılığına, niyet-eylem ilişkisini sürekli sorgulama gereğine geliyoruz.

Lütfen bu sayfadan ayrılmadan önce Orta Format’a destek olmayı düşünün.

Orta Format, güncel sanat ve kültür politikaları üzerine yürüttüğü çalışmalarını belirli ilkeler doğrultusunda, bağımsız ve eleştirel bir hat üzerinde sürdürüyor. Hızla tüketilen içerik akışına karşı, sakin ve konsantre bir alan olmayı; sanat ve hafıza arasında kurduğumuz bağlarla arşivimizi güçlendirerek çok sesli bir ortam yaratmayı amaçlıyoruz. Sanatçıların ve kültür emekçilerinin mücadelelerini görünür kılmayı, entelektüel emeğin değerini savunmayı ve nitelikli bilgi üretimini sürdürmeyi temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz.

Bu çabanın sürdürülebilirliği, sadece kolektif dayanışmayla mümkün. Siz de farklı yollarla bu sürece dahil olabilir, üretimin ve bilginin özgürce dolaşıma girmesine katkı sunabilirsiniz. Maddi destek sağlayarak, çalışmalarımızla paralellik gösteren kişi ve kurumlarla bizi buluşturarak ya da çeviri desteği vererek içeriklerimizin daha fazla okuyucuyla buluşmasına yardımcı olabilirsiniz. Orta Format’ı paylaşarak içeriklerimizi yaygınlaştırmamıza katkı sağlayabilir, böylece yazarlarımızı destekleyebilirsiniz.

Katkınız, Orta Format’ın bağımsız, eleştirel ve erişilebilir bir alan olarak varlığını sürdürmesine doğrudan destek olur.

Okuduğunuz ve dayanışmanın bir parçası olduğunuz için teşekkür ederiz.