Bergama Tiyatro Festivali’nin Araladığı Kapılar

Antik Bir Ritmin Çağdaş Seyri

Eda Yiğit

2005 yılında saha çalışması için Bergama’ya ilk kez gelen Eda Yiğit, iki makara filme sığdırmaya çalıştığı kente 21 yıl sonra Bergama Tiyatro Festivali vesilesiyle yeniden konuk oluyor. Arasta’nın esnafından Akropol’ün rüzgârına, Asklepion’un esenliğinden Allianoi’nin sessizliğine uzanan bu yolculukta, kentin yıkılan ya da dirençle ayakta kalan mekânları arasında mekik dokurken bizi mirasla performatif bir yüzleşmeye davet ediyor.

R·ONDE·S, Fotoğraf Bergama Tiyatro Festivali Ekibi

Yıl 2005. Üniversitenin en hararetli ve hareketli zamanları… Şehir Bölge Planlama bölümünde bütün yıl üzerine çalışacağımız kent olarak Bergama seçilmişti. Araştırma amacıyla her yıl bir kenti ziyaret ettiğimiz bu atölyelerde; o kentin kimyasını, işleyişini, insanlarını, dertlerini, ritmini kavramak için büyük bir emek ve heyecanla çalışıyorduk. Bu gayeyle Bergama’daki yaşamı kavramaya yetecek kadar vakit geçirdik; coğrafyanın sunduğu imkanları, yüklediği külfetleri ve barındırdığı tehditleri hep birlikte düşünme fırsatı bulduk. Bir kent için ortaklaşa hayal kurmak ve bu hayalleri gerçek kılacak araçları tasarlamak zenginleştirici bir süreç olmuştu. 

Bunun için bir yandan kahvehanelerde, mahallelerde, hanlarda, arastada, merakla hayatı gözlemleyip insanlarla temas ediyor, yaşamın kimyasını elimizdeki onlarca soruluk anketlerle anlamaya çalışıyorduk. Diğer yandan ise kenti yönetenlerin pozisyonlarını ve söylemlerini çözümleme gayretindeydik. 

Bergama’ya ilk ziyaretim bu atölye çalışması sayesinde olmuştu. Bütün görkemiyle bu kentin, antik dönemden bugüne nasıl bir yaşam düzenine ev sahipliği ettiğini anlamaya çalışmak; kentin “aşağı” bölümüne yerleşen yeni sakinlerin bu mirasla kurduğu ilişkiyi, zaman içindeki süreklilik ve kesintileri sorgulamak zihnimdeki en kalıcı başlıklardan biriydi. 

Bergama Tiyatro Festivali vesilesiyle kente yeniden geldiğimde, 21 yıl öncesine dair hatırladıklarımla bugün karşılaştıklarım arasındaki bağlantıları ve kopuşları anlamlandırmaya çalıştım.

O yıllardaki saha çalışmasında basit bir fotoğraf makinesiyle iki makara film çekmiştim. İyi ki de öyle olmuş! Çünkü dijital makine kullanmaya başladıktan sonra fotoğraf makinemi çalan hırsızla birlikte fotoğraflarım da uçup gitti. Atölye bitince o filmleri tabettirip bir kutunun içinde kendi hâline terk etmiştim. Bergama’yı iki makaraya sığdırmak imkânsız olsa da o saha fotoğrafları, hafızamın fitilini ateşlemeye yetecek kadar ipucu taşıyordu. 

Kızıl Avlu, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Kızıl Avlu, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Kızıl Avlu, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Virankapı, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Tiyatro festivali durakları arasında gezinirken, 21 yıl önce konakladığımız Bergama Öğretmenevi’nin yıkıldığını öğreniyorum. O zamanlar Çamlı Park’tan tepeden baktığım Bergama Otogarı’nın yerinde bugün BerKM var. O yıllarda coşkulu karşılaşmalara ev sahipliği yapan Bergama Stadı ise şehrin merkezinden çeperine taşınmış, yerini Millet Bahçesi’ne bırakmış. Domuz Alanı’nı tasarlayan mimar Cengiz Bektaş’ın imzasını taşıyan Cumhuriyet Meydanı ise eskiden olduğu gibi bugün de Bergama halkının özel günlerini kutladığı ve mitinglerini gerçekleştirdiği bir alan olarak yerinde duruyor.

Bergama Otogarı, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Boblingen Caddesi, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Atmaca Mahallesi, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Kestel Barajı, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Teleferik Akropol’e doğru tırmanışına devam ederken, askeri alanın bir kısmında TOKİ konutları yükselmiş. Atölye sürecinde şehrin nüfusuna dair gelecek projeksiyonunu net olarak hatırlayamasam da gelişen sanayiyle birlikte hızla artan nüfusun, Bergama’nın dokusunu olumsuz etkileyeceği endişesi hâlâ güncel.

Kale Mahallesi [1], 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Kale Mahallesi, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Son olarak, ticaret açısından önemli bir yere sahip, avlusunda vakit geçirdiğimiz, halkın aktif olarak kullandığı bir buluşma mekânı olan Çukur Han da o yıllardan sonra kapatılıp kaderine terk edilmiş. Festival kapsamındaki lezzet yürüyüşü esnasında Bergama Belediyesi’nin yakın gelecekte restorasyona başlayacağını öğrendim. Hanı ziyaret ettiğimizde, alanın bahçesinin keçiler ve oğlakların meskeni olduğunu gördük.

Çukur Han, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Çukur Han’ın bahçesi, 2026, Fotoğraf Eda Yiğit

Bütün bu duraklar arasında tiyatro festivaline ev sahipliği yapan mekanlar da var. [2] Kale Mahallesi’ndeki Domuz Alanı, o zamanlar gördüğüm hâlinden çok da farklı bir durumda değil. Haliç Üniversitesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nün Monologlar Müzesi #TBT isimli performansında, Domuz Alanı’ndaki otobüs durağında geçen kurgusuyla, düğünden kaçan bir genç kızın isyanına tanık olduk. Oradan, bugün butik otele dönüştürülmüş müstakil bir evin önünde, uygun kirada oturmanın bedelini komşularının baskısıyla ödeyen bir oyuncunun içine attıklarını dinledik. Alanın farklı noktalarına seyirciyi davet eden kurguda, Koca Alan Sokağı’nda şiddetli bir aşk hikâyesinde durakladık. 

Sonra Bergamalı bir delikanlının davetiyle Akropol Restoran’ın (Rumca adıyla Kafeneon Attalos[3]) bahçesine vardık. [4] Bu mekânın bahçesinde Maria Paleologina adındaki genç kıza tutulan bir adamın hikâyesini dinledik. Oradan, toprağa gömülmüş sırlarıyla babasının yasını tutan bir kızın anlatısına dâhil olarak bir cenaze evinde, taziye ziyaretindeydik. Mekânın alt katında yer alan Tonoz’a indiğimiz son durakta ise geçmişiyle yüzleşen bir adamın hikâyesiyle oyun sonlandı.

Monologlar Müzesi #TBT, Domuz Alanı, Fotoğraf Eda Yiğit

Monologlar Müzesi #TBT, Domuz Alanı, Fotoğraf Eda Yiğit

Monologlar Müzesi #TBT, Domuz Alanı, Fotoğraf Eda Yiğit

Monologlar Müzesi #TBT, Domuz Alanı, Fotoğraf Eda Yiğit

Karakterler, ilişkiler ve gündelik hayat detayları üzerinden Bergama’ya yapılan referanslar hissediliyordu. Oyun mekânı olarak seçilen Domuz Alanı ve civarı, zihinsel ve duygusal bakımdan külçe gibi ağır bir tarihi sahip. 1922 öncesinde Rum ve Ermeni yerleşimi olan ve bu toplulukların yoğun olarak yaşadığı ve ticaret yaptığı bölge; baskı, şiddet ve zorunlu göçlerle eski sakinlerinden koparılmış bir geçmişi taşıyor. Bu alanın hikâyesi, Stratis Balaskas’ın aile tarihinde kristalleşiyor. [5]

Oyun mekânı olarak seçilen Domuz Alanı ve civarı, zihinsel ve duygusal bakımdan külçe gibi ağır bir tarihe sahip. 1922 öncesinde Rum ve Ermeni yerleşimi olan ve bu toplulukların yoğun olarak yaşadığı, ticaret yaptığı bölge; baskı, şiddet ve zorunlu göçlerle eski sakinlerinden koparılmış bir geçmişi barındırıyor. 

Domuz Alanı’nın bu ismi taşımasına dair söylencelerden biri burada domuz çiftliklerinin bulunması, diğeri ise domuz pazarı olarak kullanılması. [6] Fakat herkes de bu alanı bu isimle anmıyor. “Domuz” adını kullanmayı tercih etmeyenler, buraya “Büyük Alan” ya da “Koca Alan” diyor. Bu tercihin sebebi, “Domuz Alanı” isminin farklı etnik kimliklere sahip eski yerleşik özneleri ve kentin geçmiş tarihini anımsatıyor olması. 

Yüzleşmeye muhtaç, tarihsel bir çelişkinin varlığı sokak isimlerinde de kendisi gösteriyor. İttihat ve Terakki Caddesi’nden geçip alana ulaştığımızı ve o dönemin aktörlerinden Mahmud Şevket Paşa’nın adını taşıyan bir sokağa rastladığımızı düşünürsek… Geçmişi geride bırakma eğilimine rağmen bugün, geçmişin dip akıntısının sızıntılarla yüzeye çıktığını Bergama’da geçirdiğimiz kısacık zamanda hissetmek mümkündü. 

Bu hikâyenin ağırlığıyla BerKM’de izlediğim MSGSÜ Tiyatro Anasanat Dalı’nın Yangınlar isimli oyununda anlatılan hikâye birebir örtüşüyordu. Kederli bir geçmiş, şiddet ve bastırılmışlıklarla yaşanan onca tanıklığın farklı coğrafyalardaki acısı birbirini buldu. Savaşın gölgesinde yaşanan hayatlar, sürgün edilmenin yarattığı kırılganlıklar ve baskının farklı veçheleri tüm açıklığıyla karşımızdaydı.  

Yangınlar, Fotoğraf Bergama Tiyatro Festivali ekibi

Festival boyunca oyun için kullanılan mekânın kendi hafızasında taşıdığı bilgi ile oyunun hikâyesindeki parçalar farklı miktarlarda birbirinin içine geçiyor. Tiyatro, bir yandan doğrudan faili olmadığımız meselelerle farklı karakterler aracılığıyla ilişki kurmamızı kolaylaştırırken; diğer yandan tarihsel yüzleşmenin gerçekleşmediği meseleler üzerine düşünmeyi ve birlikte konuşma cesaretini örgütlüyor. Üstelik bunu bir oyun süresine sığdırıp sonrasındaki zamana yayılan bir etki bırakıyor. Bu yüzden Bergama Tiyatro Festivali’nin bugüne dek yarattığı birikimi kararlılıkla ve her edisyonda derinleştirerek sürdürebilmesinin ayrı bir kıymeti var. Festival takipçilerinin bu yıl seyrettiği oyunlarla geçmiş yıllarda deneyimledikleri oyunlar arasında bağ kurmuş olduklarını, dolayısıyla topluluk eliyle derinleşen kültürel ve tarihsel bir birikime dönüştüğünü gözlemliyoruz.  

Arasta ilk gördüğüm zamanlarda o dönemin ruhuna uygun, çok da el değmemiş, yer yer köhneleşmiş, farklı zanaatkârların kendi dünyalarını kurdukları sıra sıra küçük dükkânların var olduğu bir yerdi. Dükkânların neredeyse yarısından fazlası kapalıydı. 

Arasta, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Arasta, 2026, Fotoğraf Bergama Tiyatro Festivali Ekibi

14. yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren arastada; bugün ayakkabıcı, terzi, yorgancı, yemci, lokumcu ve kilimci gibi esnaflar faaliyetlerini kısmen de olsa sürdürüyor. Mekân, geçirdiği restorasyon sonrasında çok daha bakımlı bir görünüme sahip. Diğer yandan Bergama’nın kültürel mirasıyla ilişki kurma çabası gösteren tasarım odaklı dükkânlar ve kahve dükkânları boy gösteriyor. Buna ek olarak, Anadolu kasabalarındaki benzer örnekleri gibi, kahvehaneleri ve esnaf profiliyle arastaların eril mekânlar olduklarını da unutmamak gerek.

Festivalin gündelik hayatta eril nitelikler taşıyan böylesi bir mekânı daha kapsayıcı, açık ve etkileşime imkân tanıyan bir yapıya doğru esnettiği; Bergama’nın yerlisi ile dışarıdan gelen festival izleyicisi arasındaki yabancılaşma mesafesini azaltarak burayı renkli bir karşılaşma alanına dönüştürdüğü söylenebilir. Özellikle İstanbul’da tarihi bir handa seyircisiyle kucaklaştıktan sonra bu kez arastada sahnelenen -Reşat Ekrem Koçu’nun kitabına referansla kurgulanmış müzikli bir meddah oyunu olan- Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş: Çerkes Rıdvan’ın Dolabı için buluşan kalabalığı gözlemlemek tüm bu düşünceleri açığa çıkardı. 

Yine Arasta’da gerçekleşen AWP&BTF Çocuk Tiyatrosu’nun Baretler Kafaya, Çocuklar Sahaya isimli oyunu, Bergama’da yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösteren Ateş Wind Power’ın sponsorluğunda sahnelendi. Rüzgâr kuleleri ve jeneratörlerin üretildiği tesiste iş sağlığı ve güvenliği kurallarını konu alan oyunda, bu yapı bünyesinde çalışanların çocukları rol aldı. Çocukların dünyasında tiyatroyla sahici ve doğrudan bir ilişki kurmanın yarattığı heyecanı görmemek imkânsız. Amatör bir tiyatro topluluğunun parçası olma deneyimi, tiyatroyu ileride meslek olarak hayatlarına alacakları bir ihtimalin potansiyeli taşıyor. Bu üretimin bir başka değerli çıktısı daha var: Doğrudan üretim mekânıyla bağ kuran; işveren, çalışanlar ve çocuklar arasında diyalog inşa eden ilham veren bir model sunması.

Baretler Kafaya, Çocuklar Sahaya, Arasta, 2026, Fotoğraf Bergama Tiyatro Festivali Ekibi

Emek ve mücadele ekseninde zengin bir birikimi sahip Bergama gibi bir yerde, yeni kuşakların güzergahını tiyatro gibi performatif bir sanatla kesiştirmek oldukça değerli bir çaba. Örneğin Bergama tarihinde önemli bir yeri olan Sümerbank Bergama Tekstil Fabrikası’nda bir zamanlar aktif bir tiyatro topluluğu olduğu düşünüldüğünde, emek tarihindeki bu birikimi bugünle yeniden ilişkilendirmek ufuk açıcı bir hayal olabilir. [7]

Başka bir örnek ise Osmanlı Devleti’ndeki ilk “makine kırıcılığı” (Luddizm) eylemlerinden biri olan ve 1875 yılında Bergama’da iplik üreten bir fabrikada çalışan kadın işçilerin tarihi direnişini [8] hatırlamak… Bu direniş toplumsal hafızayla bugün arasında düşünmeye değer bir güzergâhtan geçiyor. Bergama’nın antik dönemden bugüne taşıdığı derin miras, yalnızca arkeolojiyle ilişkilenen “uzak geçmiş”ten ibaret değil; aynı zamanda ekoloji mücadelesi ve emek tarihi gibi anımsamanın farklı coğrafyalarda da karşılık bulabileceği zengin bir zemin. 

2005 yılına geri döneceğim, atölye saha araştırması sırasında Bergama ile özdeşleşen mücadele ve direniş hikâyelerini doğrudan öznelerinden dinlemiştik. Ekoloji mücadelesinde ilk sırada bahsi geçen siyanürlü altın madenciliği, bu anlamda aklıma gelenlerin ilki. Bergama ekoloji hareketi, bugün Kozak Yaylası’ndaki yeni maden ve taş ocağı projelerine karşı mücadelesini sürdürüyor. Fıstık çamı üretimini imkânsız kılacak bu projelere karşı ÇED iptal davaları açıldı, hukuki nöbetler tutuldu. Yaşadığı toprağı korumaya dönük bu karşı duruşta kadınlar direnişleriyle başat bir rol üstlendi. [9] Bugün ormanı, toprağı, suyu, havayı korumak için verilen mücadeleye rehberlik edebilecek bu tür deneyimlerin hafızada silikleştiği ve görünmezleştiği bir ortamda; tiyatro gibi tarihsel bir ritüel ile var olduğu coğrafyayı kesiştiren ve başka coğrafyalara ilham veren içerikler üretmek, yaşam savunusunu da doğrudan güçlendirmek demek. 

Tarihsel geçmişin derinliklerinde saklı bilgiyi düşününce, tiyatronun mutfağında pişirilecek onca hikâyenin var olduğu aşikâr. Bu yüzden festivalin bugüne dek ortaya koydukları kadar gelecekte üretecekleri karşısında da sabırsızlık duymak son derece doğal.

Tiyatro Festivali için en gözde ve eşsiz mekânlarından biri olan, antik dönemin sağlık ve şifa merkezi Asklepion’daki oyun deneyimine geçmeden önce, Allianoi’den bahsetmeliyim. Bergama’yı ilk ziyaret ettiğimde, 2000 yıllık geçmişi olan ve termal sularıyla bilinen, bugün sular altında bırakılan önemli sağlık merkezi Allianoi Antik Kenti’ni görme imkânım olmuştu. Bunun ne kadar büyük bir şans olduğunu bugün çok daha iyi anlıyorum. 

Tiyatro Festivali kapsamında gerçekleşen Bergama Arkeoloji Müzesi turunda, antik kentten çıkarılan Nymphe heykeliyle karşılaşmak; yerinden yurdundan edilmiş ve varoluş amacını kaybetmiş bir su perisinin hikâyesine tanıklık etmek demekti. Heykelin antik kentten çıkarılma haberine eşlik eden o fotoğraf hâlâ hafızamda: Plastik kemerlerle belinden ve ayaklarından sarılmış heykeli taşımaya çalışan dört erkek görevlinin, bu kadın bedenini ellerinden ve ayaklarından tutarak onu yerinden ettiğini düşündüren bir fotoğraf. Tuhaf bir his. Antik kentin sular altında bırakılarak uğradığı şiddetin taşlaştığını da düşündüren bir imge. Sıcak termal suyun önce heykelin ellerindeki istiridye kabuğuna dolması, ardından havuza akışı oldukça şiirsel bir sahneydi. Heykel müze görevlilerince taşınıp kaynağından koparıldıktan sonra ise bu sahne yerini kurak bir görüntüye bıraktı. Allianoi büyük bir hukuk mücadelesi verilmesine rağmen ne yazık ki kaybedildi. 

 

Allianoi, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Allianoi, Fotoğraf Firdevs Sayılan

Bergama Arkeoloji Müzesi, Nymphe Heykeli, Yortanlı Kurtarma Kazısı, Roma Dönemi, M.S II. yüzyıl, Fotoğraf Eda Yiğit

Atölye notları arasında rastladığım, Allianoi’nin baraj suları altında kalmasını engellemek amacıyla hazırlanan dilekçede, söz konusu baraja 40-50 yıl ömür biçildiğini düşünürsek, bugün bu sürenin neredeyse yarısı tamamlanmış durumda. Allianoi’nin tanıklık ettiği binlerce yıllık zamanın yanında esamesi bile okunmayacak bir zaman dilimi. Bu süre dolduğunda dahi 15-20 metre derine inilerek arkeolojik kalıntıların yeniden ortaya çıkarılmasının pek mümkün olmadığı ifade ediliyor.   

Atölye kapsamında hazırladığımız sosyal yapı raporunda başka bir not daha vardı: Başta Akropol, Asklepion ve Bergama Müzesi gibi alanların aktif olarak kullanılması; geleceğe dönük sanat etkinliklerine ev sahipliği yapabilecek ve kentin gereksinimini karşılayacak kültür merkezleri, sergi alanları, tiyatro ve sinema gibi kültürel mekanların oluşturulması gerektiğini vurgulamışız. Bu etkinlikler arasında uluslararası bir tiyatro festivali düzenlenmesinin özellikle altını çizmişiz. Aklın yolu bir… Bergama’ya bakınca; dağı, taşı kendi hikâyesini anlatırken adeta başka varlıkları da kendi hikâyelerini anlatmaya çağırıyor. 

Asklepion, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Asklepion, 2026, Fotoğraf Bergama Tiyatro Festivali Ekibi

Asklepion’a gelince… Böylesi antik bir tiyatroda oyun izlemek, oyunun içeriğinden bağımsız olarak oyuncu ile izleyici arasında eşi benzeri olmayan bir kimya yaratıyor. Bu kadar etkileyici bir mekânda bulunmak, yalnızca bir oyunu seyretmenin ötesine geçiyor; oyuncular oyunun sonunda selama çıktığında, tüm seyircinin gözlerinin içine bakma arzusu açıkça yüzlerinden okunuyor. Gözlerindeki hareket ve ışıltı; topluluğun coşkusunu ve çokluğunu kavrama hali, hayatın nadir anlarından birinin yaşandığı hissi… Hep birlikte sözsüz ve güçlü bir akışa sürüklüyor.  

Açık havada, doğanın içinde olmanın oyuna yansımalarına tanık olmak da son derece ilginç bir deneyim. Asklepion’da sahnelenen Cimri isimli oyunda, mikrofonların teklemesiyle akışa sızan bolca doğaçlama; Sersem Kocanın Kurnaz Karısı oyununda performansa doğrudan dâhil olan bir çekirgeyi sahneden izleme ya da festival tarihinde görülmemiş kuvvetli rüzgârın etkisiyle sahnedeki askılarda dizili kıyafetlerin uçuşması… Tüm bunlar, insanı doğaya yakınlaştırıyor ve mekânın antik ruhuna yakışır şekilde, adeta başka türlü bir iyileşme hissi yaratıyor.  Oyunun bir diğer vurucu kısmı ise, zihne kazınan şu şarkı sözleriydi: “İsterse sanat karın doyurmasın, yemek sanatkâra iyi değildir. Aç ayı oynamazsa oynamasın, bir sanatkâr asla ayı değildir.” Bu sözler, oyun bittikten sonra içimden söylemeye devam ettiğim bir repliğe dönüştü. Evet, bir sanatkâr asla ayı değildir!

19. yüzyılın sonlarında Ermeni, Rum ve Yahudi sanatçıların tiyatronun kurulmasındaki öncü rollünü ve Türk tiyatrosunun dönüşüm serüvenini konu alan oyun, Bergama’nın tarihsel etnik çeşitliliğiyle de diyalog kuruyor. Bergama’dan göç etmek zorunda kalan toplulukların geride bıraktığı hayaletler sadece oyunda değil, kentin sokaklarında da kol geziyor. Bu durum oyunun şu repliklerinde belirginleşiyor:

Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş’la Virjinya’nın bir diyaloğu, eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde. [10]

Tiyatro festivalinde Fransız Enstitüsü’nün katkılarıyla gerçekleşen, koreografisini Pierre Rigal’in üstlendiği ve Asklepion’da seyirciyle buluşan Compagnie Dernière Minute topluluğunun sahnelediği R·ONDE·S, gündelik hayatın zamansal düzeninden uzaklaşabilmek için harika bir fırsattı. Altı dansçının bedenlerinin iç içe geçtiği; zaman zaman tek bir organizmaya, bir hücreye, atan bir kalbe ya da aksayan bir ritme dönüştüğü performans, seyirciyi doğanın derin duyuşuna bağlıyordu. Hipnotize edici etkisiyle, seyirciyi kendi bedeninin ritmine yakınlaştıran bu deneyim, “ilkel” zamanların döngüsel işleyişine uyumlandığımız büyüleyici bir işti. Sesleriyle gösteriye dâhil olan ağustos böcekleri ise performansın adeta doğal birer oyuncusu, kadronun ayrılmaz bir parçasıydı.  

R·ONDE·S, Fotoğraf Bergama Tiyatro Festivali Ekibi

R·ONDE·S, Fotoğraf Bergama Tiyatro Festivali Ekibi

Erkek ağustos böceklerinin dişi böceklere karşı çiftleşme çağrısında bulunmak ve yırtıcıları uzaklaştırmak için güçlü timbal kaslarıyla çıkardığı döngüsel sesler, oyunun titreşimsel döngüsüyle içe içe karıştı. Seyircinin bu ritim karşısında eserin sonunda kolektif bir bedenin ritmini birlikte bulma teşebbüsü ise keyifle izlenen bir performanstan öte, bambaşka bir deneyime dönüştü. 

Akropol, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Akropol, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Akropol, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Dionysos Tapınağı, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Akropol’de gerçekleşen Akropol Gün Batımı: İçindeki Ses başlıklı performans ise kulaklarımızdan süzülerek tüm bedenimizi kuşattı. Bergama’yla özdeşleşen Zeus Sunağı’nın sökülüp götürüldüğü o zemin, performansa sahne oluyordu. İcracılar Selçuk Artut ve Nihal Saruhanlı, birkaç merdiven basamağının üzerindeki büyük kaya parçasının sesini bize duyurdular.

Akropol Gün Batımı: İçindeki Ses performansı, 2026, Fotoğraf Eda Yiğit

Canlı bir varlığın, bir kayanın durduğu yerdeki varoluşunu derinden kavramanın yolunu gösteren; yaşamsal materyalizmi zihinsel sınırları aşarak duyumsanabilir bir forma büründüren bir müdahaleydi bu. Bu arada Zeus Sunağı’nın Berlin’e taşınmasını uzun ve çetrefilli öyküsünün, festivalin doğuşuyla da doğrudan bir ilişkisi olduğunu eklemeliyim. [11] Sömürgecilik bağlamıyla süreğen tartışmayı yinelemeden belirtmek gerekirse, Berlin ve Bergama arasında doğal ve yadsınamaz bir bağın var olduğu açık. Çünkü Zeus Sunağı’nın taş bedeni, doğduğu coğrafyadan uzakta olsa da Bergama’nın hikâyesini anlatmaya ve insanlığa aktarmaya devam ediyor.  

Zeus başı, Bergama Arkeoloji Müzesi, 2005, Fotoğraf Eda Yiğit

Zeus başı, Bergama Arkeoloji Müzesi, 2026, Fotoğraf Eda Yiğit

Akropol’ün tepesinde rüzgârla birlikte salınmak, yine ağustos böceklerinin korosuna katılmak ve o sunağın üzerinde duran iki devasa çam ağacının aralarındaki fısıldaşmaları duymaya çalışmak benzersiz bir duyusal şölene dönüştü. 

Festival boyunca etkinlik mekânları arasında mekik dokurken, tam sürat koşturmama rağmen kaçırdığım ya da aralarında seçim yapmak zorunda kaldığım oyunlar oldu. Yine de payıma düşen, seyretme şansına eriştiğim tüm bu güzel işler için emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Yerel yönetim, kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin desteklerini doğru bir zeminde buluşturmak için büyük çaba sarf eden festival ekibine emekleri, Bergama halkına ise misafirperverlikleri için teşekkür etmek, Bergama’daki yerleşik dostlarıma minnettarlığımı bu yazı vesilesiyle yeniden iletmek isterim. Antik zamanlardan bugüne bir kenti tiyatro dostu kılmanın güzergâhını yeniden açarak bu mirası yaşatıyor olmaları büyük bir kültürel kazanım.  

 

* Bergama’daki planlama atölyesinde birlikte çalıştığım tüm okul arkadaşlarıma ve arşivini benim için gözden geçiren Ahmetcan Alpan’a teşekkürlerimle. 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Planlama Atölye Ekibi, Bergama, 2005

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Planlama Atölye Ekibi, Bergama, 2005

Kaynaklar ve Notlar

[1] Kale Mahallesi, bölgenin resmi adı değil; halk arasında kullanılan yaygın yerel bir adlandırmadır. 

[2] “Bergama Tiyatro Festivali, 7-8-9 Ağustos tarihlerinde Bergama’nın antik, tarihi ve çağdaş mekânlarına yayılan 30’u aşkın etkinlikle 5 bini aşkın katılımcıyı ağırladı. 12 farklı mekânda gerçekleşen festival, tiyatro oyunlarından konserlere, atölyelerden kent yürüyüşlerine uzanan çok katmanlı programıyla bu yıl da Bergama’yı üç gün boyunca yaşayan bir sahneye dönüştürdü.” (Basın Bülteni) Bergama Tiyatro Festivali’nin 2006 programını ve etkinlik mekanlarını bu linkte görebilirsiniz. https://bergamatiyatrofestivali.com/program-2026/

[3] Kültür Envanteri, Rum Kahvehanesi, Bergama, https://kulturenvanteri.com/yer/rum-kahvehanesi-bergama/

[4] Geleneksel Rum kültüründe, “kafenio” olarak adlandırılan bu tür mekânlar; gündüzleri toplanılan kahve içilen, oyun oynanan, gazete okunup sohbet edilen, akşamları ise meyhaneye dönüştürülen, tek bir çatı altında günün farklı saatlerinde işlevi değişen sosyal alanlardır. 

[5] açıkalan Bergama Katılımcı Performans Atölyesi’nin çıktısı olarak sunulan, 24 Haziran 2023 tarihinde Onların Hikâyesi isimli performansta seslendirilen Stratis Balaskas’ın mektubunu aşağıda paylaşıyorum. Kendisiyle aynı adı taşıyan dedesinin 1922 yılında Domuz Alanı’na bakan evinin önünde öldürülmesini ve hayatta kalmayı başaran oğlunun (babasının) hikâyesini bu meydanın hikâyesinden ayrı düşünmek olanaksız.  

“…Bergama’nın tarihinin bir parçası olduğunu hissediyorum. Babam 1916’da burada doğmuş, 1922’de Midilli’ye göçmüşler. Dedem Stratis çiftçiymiş, 1900 yılında evlenmiş, 1905’te bu evi inşa etmiş. İki oğlu, iki kızı varmış. Babaannem, çocuklarıyla Bergama’yı terk etmiş ama Dikili yolunda ortadan kaybolmuşlar. Altı yaşındaki babam, tek başına Dikili’ye varmış ve tekne ile Midilli’ye geçmiş. Ben 1982 yılında geri geldim ve Bergama’yı yeniden buldum. Artık sık sık geliyorum. İş için, düşünmek için, karar vermek için, öğrenmek ve anlamak için. Bergama sokaklarında yürürken kendimle ilgili bir çok şeyi daha iyi anlıyorum. Kendimle barışıyorum. Ev de bunun bir parçası. Burada insanlar her yerde altın arıyorlar. Evdeki altın, onun içinde yaşayan insanlardır, tıpkı diğer evlerdeki insanlar gibi. Şehirdeki esas altın da Hristiyan, Müslüman, Yahudi, Ermeni, hep beraber hayatta kalabilmek, birlikte yaşayabilmektir…”

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=1WF6Z0QQcvk

Onların Hikâyesi Künye: 

Tasarlayan ve Yöneten: Şule Ateş Yönetmen Yardımcısı: Umut Aslan Evlerin Hikâyesi’ni Yazan ve Oynayanlar: Ebru Savcı, Hüseyin Savcı, Sude Sarıboyacı, Müge Konuk, Yasemen Dereli Hikâyesi Anlatılanlar: Müesser Gerçeker, Aynur Rastlayan, Ayfer Şaşmazer, Ali Yaşar Çakmaklı, Halil ve Hatice Atamer, Makbule ve Bahattin Çelen, Stratis Balaskas Onların Hikâyesi’ni Oynayanlar: Umut Aslan, Ferda Tavaz Kolaj Metin: Şule Ateş, Umut Aslan – Chat GPT, 17 Köyün Kitabesi, Nazım Hikmet Resimler: Büşra Atay, Yasemen Dereli Teşekkürler: Odeon Pergamon, Duygu Aslan, Erol Engel, Günseli Baki, Yücel Tunca, Vedat Ateş, Can Mansur, Emre Paksoy, Gülden Karabudak, Hamza Kural, Hidayet Aldış, Özcan Yaman

[6] Domuz Alanı’nın geçmişini ve kentin katmanlarını, oyun öncesinde meydanı gezdirerek anlatan Yücel Tunca’dan dinliyorum. Onun paylaştığı bilgiler metin için doğrudan yol gösterici oldu. Bergama’da yaşayan ve kentin tarihini kayıt altına aldıkları farklı projelerle hafızaya katkı sunan Yücel Tunca ve Günseli Baki’nin kurucusu olduğu Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi ve Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanı isimli mekânları aracılığıyla yeri doldurulmaz değerde işler üretiyorlar.

[7] Bilmeyenler için; toplu sözleşmeden doğan alacaklarının geciktirilmesi üzerine Sümerbank işçilerinin fabrikadan şehir merkezine hak arama mücadelesiyle 1995 yılında Sümerbank İşçi Yürüyüşü’nü gerçekleştirirler. Fabrikanın kapatılmasına karşı mücadelelere rağmen 2004 yılında Sümerbank kapatılır. 

Sümerbank Bergama Tekstil Fabrikası’nı konu alan kültür sanat projesi Fabrika-Mekânın Hafızası, Hafızanın Mekâ, Günseli Baki ve Yücel Tunca’nın 2019 yılında açtıkları ve üç yıl içinde 1900 kişiye yaklaşan Facebook grubu aracılığıyla arşivledikleri fabrikanın görsel hafızasına dair içeriğe bu linkten erişebilirsiniz: https://www.fabrikabergama.com/ 

[8] Detaylı bilgi için bkz. Osmanlı’da İlk Kadın Makine Kırıcılığı Eylemi, Ajans Bakırçay: https://www.ajansbakircay.com/bergamadan-bir-ilk-daha-osmanlida-ilk-kadin-makine-kiriciligi-eylemi 

[9] Detaylı okuma için bkz. Görünmeyen Emek Olmaya Karşı Ege’nin Direnişçi Kadınları, Kadın Vardiyası: https://kadinvardiyasi.org/kose-yazilari/gorunmeyen-emek-olmaya-karsi-egenin-direnisci-kadinlari-2/ 

[10] 2011 yılında festivalin kurucu ortaklarından Eren Arıkan, Pergamon Müzesi’ni ziyareti sırasında müzeye gösterilen ilgiden, müzenin işleyişini ve ona biçilen değerden son derece etkilenir. Berlin ve Bergama arasındaki mesafeyi aşarak ortak bir mirası paylaşmanın bir yolu olarak, bu iki şehir arasında performans sanatları üzerinden kültür temelli bir köprüyü inşa etme hayali kurar.  https://www.unlimitedrag.com/post/ortak-degerlerin-gucuyle-bergama-tiyatro-festivali 

Lütfen bu sayfadan ayrılmadan önce Orta Format’a destek olmayı düşünün.

Orta Format, güncel sanat ve kültür politikaları üzerine yürüttüğü çalışmalarını belirli ilkeler doğrultusunda, bağımsız ve eleştirel bir hat üzerinde sürdürüyor. Hızla tüketilen içerik akışına karşı, sakin ve konsantre bir alan olmayı; sanat ve hafıza arasında kurduğumuz bağlarla arşivimizi güçlendirerek çok sesli bir ortam yaratmayı amaçlıyoruz. Sanatçıların ve kültür emekçilerinin mücadelelerini görünür kılmayı, entelektüel emeğin değerini savunmayı ve nitelikli bilgi üretimini sürdürmeyi temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz.

Bu çabanın sürdürülebilirliği, sadece kolektif dayanışmayla mümkün. Siz de farklı yollarla bu sürece dahil olabilir, üretimin ve bilginin özgürce dolaşıma girmesine katkı sunabilirsiniz. Maddi destek sağlayarak, çalışmalarımızla paralellik gösteren kişi ve kurumlarla bizi buluşturarak ya da çeviri desteği vererek içeriklerimizin daha fazla okuyucuyla buluşmasına yardımcı olabilirsiniz. Orta Format’ı paylaşarak içeriklerimizi yaygınlaştırmamıza katkı sağlayabilir, böylece yazarlarımızı destekleyebilirsiniz.

Katkınız, Orta Format’ın bağımsız, eleştirel ve erişilebilir bir alan olarak varlığını sürdürmesine doğrudan destek olur.

Okuduğunuz ve dayanışmanın bir parçası olduğunuz için teşekkür ederiz.