şahinkaygun_ortaformatdergi
yazı
Tevfik Çağrı Dural - Şener Soysal

Bir Şahin Kaygun Araştırmasından Soru(n)lar

Araştırmanın her zaman hedefindeki sorunun çözümüne ulaşması beklenir. Çözüm olmazsa hüsran olarak bakılır. Oysa ki, bazen araştırma süreci ve izlediğiniz yol, bambaşka deneyimleri ve sonuçları da beraberinde getirir. Bazen öyle bir an gelir ki, berrak bir çözüm bulamamanın nedenleri ve yol hakkında bambaşka sorular keşfedersiniz.

 

Bu metin, fotoğraf ile ilgili arayışımızda her zaman ilgiyle ve merakla incelediğimiz, bize yeni ufuklar açan Şahin Kaygun üzerine bir araştırma ve sanat dünyamız hakkında yeni sorular sormamızı sağlayan bir keşiftir.

 

Var Olan Metinlere Dair…

Araştırma sürecimizin net sonuçlara ulaşamayacağını herhalde ilk andan itibaren biliyorduk. Neticede Şahin Kaygun hakkında metinlerin yer aldığı sadece iki kitap var ve bu kitaplardaki içeriklerde de onun çalışmalarını irdeleyen, eleştiren bir durum çok söz konusu değil. Metinlerden anladığımız, Kaygun, döneminde oldukça sevilen biri. Herkes onun kişisel özelliklerine vurgu yapmış.

 

Bunun dışında satır aralarından bazı cümleler diğerlerinden sıyrılıyor. Özellikle dikkatimizi çekenlerden ilki Şahin Kaygun’dan bir alıntı: “Beni tam olarak anlatan fotoğraflar değil. Ben, fotoğraflarımda kendi kurduğum dünyaların yer almasını istiyorum. Bir figür ya da nesne benim fotoğraflarımda yer alacaksa benim istediğim yerde, renkte ya da biçimde yer almalı. İlginç bir olayı saptamak ve yansıtmak yerine kafamdaki bir düşünceyi fotoğrafla anlatmak bana daha yakın geliyor.”

 

Bir diğeri ise Ara Güler’in Kaygun için söylediği “Sen fotoğraf tekniğini kullanarak sanat yapıyorsun.” sözü. Medyanın ve popüler kültürün zamanında bu iki ismi sürekli karşılaştırdığı, kıyasladığı biliniyor. Toplum tarafından görüşlerine değer verilen birisine bunu söyletebilmek önemli.

 

‘Neden?’lere Dair…

İçinden çok az verimli neticeyle çıkabildiğimiz sürecin kendisi, bizim farklı sorular sormaya başlamamıza yol açtı. Kaygun hakkında çok az bilgiye ulaşabilmekten yakınmak yerine bunun nedenlerini sorgulamakta fayda var.

 

Kaygun’un çalışmaları üzerine yapılmış incelemelerin, onun üslubu ve anlatımı üzerine eleştirilerin olmaması ilginç değil mi? Dönemindeki sanat çevresi içinde fotoğrafları üzerinden okumalar gerçekleştirilmiş ama bunlar üzerinden oluşmuş bir metin ya da kayıt mevcut değil. Dönemindeki yayınlarda çalışmaları üzerine tartışmalar geçmiş ama bunlar da “fotoğraf çekmek mi yapmak mı” gibi Kaygun sayesinde artık tartışmaya gerek duymadığımız isim koyma (biraz da kendinden öteleştirme) hali içinde kısılıp kalmış. Bu durumun, Kaygun’un yaşadığı döneme göre avangard olmasından kaynaklandığını düşünüyoruz. Hatta sanat çevresinin anlamaya çalışmaması, teknik bazı nitelemelere sığınmaya çalışmakla sonuçlanmış olabilir. O zaman yapılan toplantıların ve okumaların kayıtlarının olmaması ya da nitelikli bir yazıya dönüşmemesi ise, yapılan iyi niyetli ve başarılı inceleme çalışmalarının sadece kısıtlı bir kitleye ulaşmasına neden olduğunu söyleyebiliriz. Bu içerikler yazılı olsaydı, belki şu an daha fazla kişi Kaygun’u daha fazla anlayabilmiş olurdu.  Şu bir gerçek ki; üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala anlamaya çalışıyoruz. Şimdiki sanat dünyamızın Kaygun ilgisi, anlamlandırma sürecimizi hızlandırır ve kolaylaştırır mı; yoksa yoksa sadece galeri/koleksiyoner ilişkisi içinde kalarak eserlerinin maddi değerlerini mi yükseltir, zaman içinde göreceğiz.

 

Şahin Kaygun üzerine bir başka durum da eserlerinin nerede olduğu, ne durumda olduğunun bilinmemesi. Hangi koleksiyonlerin elinde Kaygun’un çalışmaları var? Eserler iyi korunabilmiş mi? Bunların envanter kayıtları, dijital kopyaları var mı? Tüm eserlerinin kopyalarına ulaşabilir miyiz? Açıkçası bu soruların cevapları konu üzerine araştıranlardan duyduklarımız kadarıyla pek iç açıcı değil. Örneğin Kaygun’un sanatçı portrelerinin negatiflerinin kayıp olduğu biliniyor. Polaroidlerin bir kısmının deforme olduğu da biliniyor. Bu deformasyon ve kayıpları üzülerek kabullensek bile şu an hangi çalışmanın nerede olduğunun takip edilememesi sorunlu bir durum. (Acaba elinde Kaygun fotoğrafı olduğundan bile bihaber kişiler var mıdır?)

 

Öte yandan bu sorunun salt Şahin Kaygun özelinde kalmadığını, başka sanatçılar için de geçerli olduğunu hatırlatmakta fayda var. Türkiye’de sanatçı arşivlerinin, envanter kayıtların yetersizliği önemli bir sorun. Diğer sorun da eleştiri kültürünün olmaması, eserleri anlamaya çalışıp üzerine konuşmak yerine tasnif edip bir köşeye ayırmaya ya da iyi-kötü diye sığ nitelemelere gitme alışkanlığımız olması.

 

Her ne kadar bahsettiklerimiz yakınma gibi kulağa gelse de, sanat dünyamız içindeki sorunlardan bazıları. Görmemiz gereken son dönemde Şahin Kaygun yeniden gündeme gelmiş olsa bile her şeyin toz pembe olmadığı.

 

Çalışmalarına Dair…

 

Bulutlar pembe olmasa da, gökyüzü heyecan veren bir mavilikte. Yakın zamanda Kaygun’un çalışmaları üzerine farklı incelemeler duyabildik ve bunlar üzerine yeni fikirler yürütebildik. İşlerin çeşitliği ve belirsizlikler düşüncelerimizi de karmaşık bir hale getirse de, dağınıklığa rağmen notlar halinde sıralamaya çalıştık:

 

Yekhan Pınarlıgil’in Kaygun’un 1980 sonrası çalışmaları üzerinden hazırladığı serginin farklı bir bakış kattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Pınarlıgil, sergiyi hazırlarken Kaygun’un fotoğraflarındaki gizlenmiş kadın yüzlerine dikkat çekiyor. Fotoğraflardaki kimliksiz kadınlar, bizi daha fazla iletişim kurmaya zorluyor ve üzerine düşünmemizi sağlıyor. Kaygun’un fotoğraflarını Barthes’in yine aynı dönemlerde ilk baskısı yapılan (okuyup okumadığından emin olamıyoruz maalesef) Camera Lucida kitabında bahsettiği “fotoğrafın anlatımını, fotoğrafa dahil edilenler kadar edilmeyenlerinde etkilediği” düşüncesi ile okursak; özellikle nü çalışmalarında karşımıza çıkan kadınların yüzlerinin gizlemesi kadın kimliğinin varlığı, toplumdaki yeri, kadının çıplaklığıyla kimliğinin aynı anda bir arada bulunamaması sorunlarını ciddi bir tartışmaya açıyor.

***

 

Kaygun’un polaroidlerinde kullandığı çizim ve karelerden grid yapma tekniğinin emsallerinin daha önce Avrupa’da kullanıldığı biliniyor. Kaygun’un yetmişlerin sonunda gittiği Avusturya’dan Türkiye’ye döndüğünde bu teknikleri işinin merkezine oturtması, onun yurtdışında benzer işler gördüğünün ve daha cesur bir biçimde geri döndüğünün göstergesi. Nedense insanların bu konuyu da es geçtiğini düşünüyoruz. Bu Kaygun’u yermemek adına yapılıyor olabilir belki ama bir teknik kullanımı neden yermeye sebep olsun? Bilakis kimlerden esinlendiğini öğrenmek sanatçıyı daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Dünyadaki tekniklerin hemen hiç birini bizim bulmadığımız bir gerçek. Ama bununla bir anlatım kurmak, özümsemek mümkün. Kaygun, işte bunu yapan, kopyalamayıp özümseyen bir sanatçı.

 

***

 

Şahin Kaygun’un çalışmaları, döneminde Türkiye’de üretilen işlerin estetiğinden oldukça farklı. Siyah-beyaz fotoğraf çalışmalarında bile kadraj, boş/dolu dengesi, öne çıkardığı objeler, lens kullanımı döneminin kabul etmeyeceği bir tarzda. (Ki hala bu tip üsluplara olumsuz yaklaşanlar mevcut ama benimsenen estetik kabulleri önemsemeyenlerin oluşmasında da Kaygun’un katkısı tabii ki büyük.) Kaygun, estetiği sürekli değiştirerek, teknik arayışları da işin içine katarak üretmeye devam ediyor.

 

Bu süreçte Şahin Kaygun’un üretiminin, kuramsal yönü daha ağır basan bir avangardizm olduğunu söyleyebiliriz. Dönemin estetiğinin getirdiği içerikleri, doygun renkleri, üslubu dönüştürerek bize sunuyor. Haliyle avangardın tanımı bu olsa gerek. Günümüz şartlarında düşündüğümüzde üretimi gayet normal olan işler, günümüzden otuz yıl önce üretilmiş.

 

***

 

Kaygun’un en çok konuşulan ve bilinen çalışması polaroidleri ve kolajları. Ama bunun ötesinde sanatçı portreleri de oldukça önemli ve dönemiyle ilgili bambaşka bir pencere açıyor. Sanatçı portrelerini dönemin bir özeti olarak görmek gerekiyor. Fotoğraflar, sanatçıların kişisel üretimleri dışında varlıklarını bambaşka bir şekilde belgeliyor ve garip bir envanter kayıt haline getiriyor. Portrenin getirdiği araştırmacı yan ve Kaygun’un anlatım üslubuyla birleşerek sağlıyor bunu.

 

Öte yandan yabancı sanatçılardan da portreler bu seri içinde mevcut. Bunun sebebine dair, ona ilham veren ya da esinlediği,bir arada olmak isteyeceği sanatçıları fotoğraflayıp daha kendine özel bir envanter haline getirmiş olabileceği şeklinde bir okuma yapabiliriz.

***

 

Kaygun’un sürekli yeni arayışlar içinde olan ve araştıran bir sanatçı olduğu çok açık. Ancak araştırma sürecinde eserlerine dahil etmediği yeni keşifleri muallak. Üretimi konusunda tertipli, düzenli biri olması ve onu tatmin eden işleri göstermesi nedeniyle deneme/yanılma süreçlerini görmek mümkün olmuyor. Bu konuda en çok fikir sahibi olanlar Merih Akoğul gibi atölyesinde sıklıkla bulunanlar olsa gerek. Keza Akoğul’un söyleşisinde Kaygun’a dair anlattığı bazı hikayeler de bunu doğrular nitelikte.

***

Tüm metni toparlamak ve bir sonuca bağlamak istesek de, bunun pek mümkün olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Biz, incelemelerimiz ve yeni sorularımız ile aklımızdakileri paylaştmaya çalıştık. Kaygun’un üretim pratiği ve işleri üzerine daha yazılabilecek pek çok metnin olacağını düşünüyoruz. Olmalı da. Ne kadar sonuca ulaşabileceğimiz tartışılır, ama tartışma alanı yaratmak bile önemli bir başarı olacaktır. İlerlediğimiz yollar ile Kaygun’u daha iyi anlayabileceğimizin ve onun nazarında sanat dünyamızın eksik/gedik/hatalı yanlarını görebileceğimizi umuyoruz.

 Orta Format editörleri olarak bu konuda her türlü metin, paylaşım ve çalışmaya açığız.

 

Not: Sami Aksoğan’ın Lebriz’deki “Şahin Kaygun Yeniden Buralarda” ve Merih Akoğul’un Istanbul Art News’teki “20 Yıl Sonra Ruhu Gizli Yüz Olarak Aramızda” yazılarını okuyabilirsiniz. 

SALT ve İstanbul Modern kütüphanelerinde bulabileceğiniz “Şahin Kaygun – Tüm Bir Yaşam” isimli kitap, bulabileceğiniz iki kitaptan biri.

Ayrıca Elipsis Galeri’de bulabileceğiniz Yekhan Pınarlıgil’in hazırladığı sergi kitabını da inceleyebilirsiniz.